BÜTÜN KONULAR
Üyelik Girişi
Site Haritası
Seminer Takvimi
YALNIZLIK ÜLKESİ

Bakış Açıları

Bugün işe giderken veya eve dönerken bir engelliyle karşılaştınız mı veya engelli bir dilenciye sadaka verdiniz mi? Belki de zihinsel veya işitme engelli birini gördünüz de fark etmediniz. Bugün Türkiye’de o kadar çok engelli var ki, oturduğunuz apartmanda ya da sokağınızda mutlaka bir veya daha fazla engelli yaşıyordur.

Gördüğümüz engellilere hemen acırız ve onları mutlu edecek bir şeyler yapmak isteriz. Otobüste gördüğümüzde yerimizi veririz. Kaldırıma çıkması için yardım ederiz. Dilenirken para vermeden geçemeyiz. Daha başka ne yaparız onlar için. İçimizde dua ederiz veya annesi yanındaysa “Allah kolaylıklar versin” deriz. Daha başka ne yaparız? Hiçbir şey. Sokağımızda bir çukur oluşunca belediyeyi defalarca ararız veya imza toplarız. Elektriğimiz kesilince ilgili kurumun telefonlarını kilitleriz. Ama sokağımızda yaşayan engelli birine uygun kaldırım yapılması için kılımızı kıpırdatmayız. Bazı inanlar engelli birini görünce vebalıymış gibi veya canavar görmüş gibi ondan uzaklaşır.

Zihinsel engelli veya otistik birinin yaşadığı kimi yerlerde, birçok anne, çocuğunu sıkı sıkı tembihler, “sakın ona yaklaşma, çünkü o delidir ve sana zarar verebilir,” diyerek çocuğunu ondan uzak tutmaya çalışır. Ayrıca, çocuğunun sınıfında engelli öğrenci istememekte; çünkü çocuğunun daha iyi eğitim almasını engellediğini düşünür. Birçok öğretmen de uğraşmamak için engelli çocukları sınıfına kabul etmemekte. Otistik çocuğu olup da komşusuyla gürültü nedeniyle kavga etmeyen aile neredeyse yok gibi; hatta bir kısmı komşusunun şikâyetinden veya baskısından dolayı başka yere taşınmakta. Her işveren, yasal olarak belli sayıda engelli birey istihdam etmek zorunda; fakat birçoğu bunu ihmal etmekte.

Merhametli, şefkatli ve acıma duygusu çok olan bir toplumuz; ama gerçek çözümler üretmede yetersiz kalmaktayız. Engellilere acıdığımız sürece onlara kötülük etmiş oluruz. Acısak bile bunu onlara belli etmemeliyiz. Sadaka vermek yerine daha kalıcı bir çözüm olarak iş vermeli veya iş bulmalıyız. Kaldırıma kendimiz çıkartmak yerine belediyeye giderek uygun kaldırım yapmasını sağlamalıyız. Bir engelli gördüğümüzde bön bön bakmamalıyız. Öyle acımalıyız ki, engelli olduğunu veya yetersizliğini ona hissettirmemeliyiz. Kendimizden farklı olarak görmemeliyiz. Eğer engelleriyle ilgilenirsek, dikkatlerini sürekli engel durumuna vermelerine ve böylece yaşam güçlerini tüketmelerine yol açmış oluruz. Engel durumlarıyla veya yetersizlikleriyle ilgilenmek yerine başarabilecekleri konulara odaklanırsak onlar da kendilerini bizden biri gibi görecek ve sosyal hayata daha aktif olarak katılacaklar. Bugün engelli bireylerin temel sorunlarından biri de toplumumuzun olumsuz tutumundan dolayı sosyal anlamda yetersiz kalmaları ve duygusal olarak ciddi sıkıntılar yaşamalarıdır.

Çok merhametli olmamızın yanında bir de çok meraklıyızdır. Bir kavga gördüğümüzde araçlarımızla yolun ortasında durup kavgayı seyrederiz. Bir engelli gördüğümüzde de dikkatlice onu süzeriz, hatta biraz konuşmaya başlayınca engel nedenini de sorarız. Engelli olan bir arkadaşım, insanların bakışlarından çok, onların sorduğu şu sorudan rahatsız olduğunu söylerdi: Doğuştan mı yoksa sonradan mı?

Neredeyse her mahallenin bir delisi var. Aslında deli değildir, ya gelişimsel bir bozukluğa sahip veya zihinsel engellidir. Ama insanlar ona deli dedikçe, o da kendini bu kalıba uydurmaya çalışmış. Eğer onunla insan gibi iletişime girilse, belli bir zaman sonra davranışları normale dönecek ve bizden biri olacak.

Engelli bireylere insanca bir yaşam sunmak ahlaki bir sorumluluktan öte zorunlu bir görevdir. Herkes gücü ve olanakları ölçüsünde engellilerin yaşamını kolaylaştırıcı bir şeyler yapmalıdır. Her şeyden önce, yanlış tutumlarımızla yıktığımız duygu dünyalarını onarmalıyız.

 

 

Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam32
Toplam Ziyaret642290
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar6.68576.7124
Euro7.22287.2518
Hava Durumu
Saat