BÜTÜN KONULAR
Üyelik Girişi
Site Haritası
Seminer Takvimi
YALNIZLIK ÜLKESİ

İletişimde Açıklığa Kavuşturmak

Çocuğuma nereden, kimden eğitim aldırayım? Hangi tedavi yolları ve eğitim yöntemleri var? Tedavi mi, eğitim mi? Tedavi ise hangisi? Eğitim ise hangisi seçilmeli? Bu soruları otizmle karşılaşan her aile sorar. Psikiyatrist ve psikoloğun birlikte yaptığı testler ve ailenin verdiği bilgilerle konulan teşhisten sonra ailenin büyük bir araştırma içine girdiği görülür. Bu konuda en sağlıklı bilgiler otizmli kişilerin anababalarının kurmuş olduğu derneklerden alınacağı için çocuğuna otizm tanısı konulan tüm anababaların hemen bulundukları bölgedeki derneğe üye olmalarını, altını çizerek, öneririm.

Çocuğunuz ilaçla tedavi görebilir. Vitamin ve mineral terapisi ya da müzik terapisi uygulanıyor olabilir. Tedavi görmesi eğitim almasına gerek kalmaması demek değildir. Tam tersine, eğitime derhal başlanmalıdır.

Otizm hakkında giderek bilgilenen aile acaba geçirdiğim her an çocuğum için bir kayıp mı oluyor, kaygısıyla gene araştırma ve sorularına devam eder. Acaba hangi eğitim yöntemini seçmeli? Hangisi, nerede uygulanıyor? Araştırmalar devam eder.

Bugün TEACCH ve davranışcı LOVAAS programlarının dünyada en çok kullanılan iki büyük program olduğunu görüyoruz. Şunu kesinlikle belirtmek isterim ki; okul hangi eğitimi uygularsa uygulasın sizin için önemli olan sonuçtur. Sonuç çocuğunuzun eğitilmesidir. (Çocuğunuzda bir ilerleme olmadığını görüyorsanız eğitim ve uygulanması hakkında sorgulama hakkına sahip olduğunuzu unutmayın.) Zaten iyi bir eğitimci tek bir yönteme katı olarak bağlı kalmaz. Eğitimci araştırıcıdır, diğer yöntemlere açıktır ve öğrencisinin gelişim eğrisine uyarak diğer yöntemlerden de yararlanarak çocuğunuzu eğitir.

TEACCH ve LOVAAS programlarının farklı yanları olduğu gibi ortak pek çok yanları da vardır. En önemli farkı LOVAAS’ın çocuğu bizim dünyamıza çıkarması ve istenmeyen davranışlarını çıkarıp bizim istediğimiz şekilde eğitmesidir. TEACCH ise önce çocuğun düşünce tarzını anlamak ister ve sonra davranışların nedenleri üzerinde çocuğun düşünce ve muhakeme tarzına uyan bir eğitime girer. Kısaca eğitimci çocuğun dünyasına girer.

Ben bildiğiniz gibi İsveç’te yaşıyorum ve burada okullarda TEACCH programı kullanılıyor. Son yıllarda LOVAAS sistemini kullanan birkaç okul açıldı. Ben TEACCH programcısı olarak nasıl çalıştıklarını merak ettiğimden bu okulları ziyaret edip çalışmalarını izledim. (İlerideki yazılarımda bu konuya tekrar döneceğim.) İlk yazımda size iki ayrı kültür örneğini vererek TEACCH programının temel felsefesini anlatmıştım. Şuna inanıyorum ki (iki ayrı kültür) düşüncesine az veya çok yabancı değildiniz. Siz zaten çocuğunuzu çok iyi tanıyorsunuz. Ancak gene de bazı durumlarda çaresiz kalabiliyor ve çözüm bulamayabiliyorsunuz.

Günlüğünüzün size yardım etmediğini düşünüyorsanız, yakınlarınıza okutun. Bazen olayların dışındaki kişiler bağlantıları daha iyi görebilir. Belki de birdenbire nereden geldiğini anlamadığınız bazı davranışları ortaya çıkaran nedenleri keşfetmeye başlamış olabilirsiniz. Şimdi sıra neden olan davranışlar ya da olayları çocuğunuzun kabul edeceği şekile dönüştürmeye geldi.

Neden olan olaylar ve sonuç olan davranışlar her çocukta farklı olduğu için bütün çocuklar için geçerli bir formül bulamıyoruz. Her çocuk için bireysel bir çözüm bulmamız gerekiyor. Çocuğunuzun özel pedagogu olarak görevin en büyük kısmı gene size düşüyor. Gözlemlerinize devam edecek ve neden olan olayları ortadan kaldırmaya, hafifletmeye veya değiştirmeye çalışacaksınız. Bunları yaparken gene gözlemlerinizi yazmaya devam edecek, tekrar tekrar okuyacak ve çözüm üreteceksiniz. Çocuğunuzun psikologu ve/veya psikiyatristi varsa onların da okul ile birlikte hazırladığınız eğitim programından haberdar olması çocuğunuzun değişik perspektiflerden değerlendirilmesinde yarar sağlar. Ayrıca çocuğun ilişkide bulunduğu herkesin bu programı bilmesi ve uygulaması gerektiğini düşünüyorum.

Aylarca ve hatta belki de yıllarca süren bir davranışın üç gün ya da bir haftada kaldırılamayacağını hepimiz biliyoruz. Burada gene sabırla devam etmek gerektiğini hatırlatmak istiyorum. Bir programı terkedip bir yenisini denemeye geçmeden önce ilk programı uygulamaya yeteri kadar süre verip vermediğiniz üzerinde ve hatta programın ne kadar sağlıklı uygulandığı konusunda da düşünmenizi öneriyorum.

Gözlem ve okul-aile ortak çalışması, TEACCH programının üzerinde temel direkleridir, diyebiliz. Aile okuldaki eğitimi evde devam ettirir. Burada siz anababalar, okulla çok yakın ilişkide olup çocuğunuzun eğitimine katılacaksınız. Okuldaki terapistler kadar uygulamada uzmanlaşacaksınız ve onlara (yardımcı terapist) olacaksınız. TEACCH programı anababanın dışında, varsa büyük kardeşler, anneanne, dede, teyze ve de aile dostlarını dahi (gönüllü terapistler) olarak programın içine alır. Böylece çocuğunuz her yerde ve herkesle bilinçli ve tutarlı bir eğitim programı ile karşılaşır. Bu da çocuğun gelişimini hızlandırır.

Her ne kadar biz çocuğun dünyasına giriyorsak da aslında amacımız çocuğu bizim dünyamıza adım adım çıkarabilmektir. Bunu da çocuğun dünyasında onun kurallarına göre iletişim kurarak yapmaya çalışırız. Otizmli bir kişi ile biz kendi iletişim şartlarımıza göre iletişim kurmakta zorlanırız veya kuramayız. Biz yetişkinler iletişimin ne kadar büyük bir güç olduğunu biliriz. İletişim öylesine bir güç ki; dış dünya ile bağlantı kuruyoruz, istediğimizi veya istemediğimizi ifade ediyoruz ve istemediğimiz şeyleri değiştiriyoruz.

Misafirlikte olduğumu ve susadığımı söylediğimi varsayalım. Evsahibi hemen sorar (su, meyva suyu veya kola mı?) Bu göndermeye ben de (meyva suyu) diye cevap verebilirim. Evsahibi bana daha detaylı bir gönderme yapabilir evde vişne, elma veya portakal suyu olduğunu söyleyebilir. Ben de bunlar arasında tercihimi yaparım.

Bu günlük hayatta sık rastladığımız somut bir iletişim örneğidir. Karşımızdaki kişiyle sözel yolla anlaşır, birbirimizin ne istediğini, duygu ve düşüncelerini öğreniriz. Ancak karşımızda otizmli bir çocuk veya yetişkin varsa iletişim farklı bir durum alır.

Diyelimki otizmli çocuk susadığını belli ediyor veya anlıyorum. Benim düşünceme göre susayınca evde ne varsa içebilirim. Kola, meyva suyu veya su benim için farketmez. Otizm hakkındaki araştırmalarda çocuğun dünyasında ve onun bireysel kültüründe (evde ne varsa içilebileceği) anlayışını göremiyoruz. Peki çocuğun zihninde içeceğini beklediği sıvının ne olduğunu nasıl anlayacağım? Eğer portakal suyu bekler ve ben su verirsem tepkisi ters olur bardağı fırlatıp atabilir. Eğer tercih hakkı vermeye kalkarsam seçim zorluğu yaşayabilir ve strese girebilir. Elinden fırlattığı bardağı yerden alıp, su doldurup tekrar ona vererek içmeye zorlamıyorum. (Bu çocuğu bizim dünyamıza çıkarmak ve bizim kültürümüze göre eğitmek oluyor.) Bu durumda içecekleri tek tek deneyerek onun zihnindekini bulmak zorundayım. Bu arada bütün deneyim ve gözlemlerimi günlüğüme kaydetmeyi unutmamalıyım! Eğer çocuğun zihnindeki içecek sıkma portakal suyuysa ve ben ona asitli portakal suyu verince alıp tadına baktıktan sonra bardağı fırlattıysa hedefime yaklaşıyorum demektir. Portakal suyunun rengi zihnindeki resme uyuyor ancak tadı uymuyor. Sıkma portakal suyunu keşfettikten sonra sorun kalmayınca eğitim için hazırız demektir.

Ancak eğitime başlamadan önce çocuğu iyi tanımam gerekir. Günlüğünü okur ve PEP-R test sonucuna göre bir plan kurar, ondan sonra eğitime başlarım.

Biraz önceki portakal suyu isteyen çocuğu eğiteceğimi varsayıyorum. Çocuğun susadığını ifade etmesini beklerim. Bir işaret alınca masada çocukla karşılıklı oturup küçük bir bardak portakal suyunu da kendi önüme koyarım. Çocuğun hareketlerini izlerim. Bu çocuğun benimle iletişim kurması için yaratmış olduğum bir fırsattır. İletişimde (alıcı) olarak bir süre beklerim. Burada çocuğun konuşması ve dili anlıyor olması eğitimi tabii ki kolaylaştırır. Konuştuğunu ve konuşulan dili anladığını varsayalım. Beklemenin sonucunda iletişim kuramazsam bir başka eğitmen ya da anababadan birinin masada bizimle beraber oturmasını isterim. Bir (gösteri) yaparız. Konuşmalarımız tane tanedir ve rollerimizi abartılı oynarız. Benden istenen portakal suyunu (buyrun) diyerek yetişkine veririm. Taklit etme sırası şimdi çocuktadır. Portakal suyunun nasıl isteneceğini açık ve seçik olarak görmüştür. Yeni bir portakal suyu alıp önüme koyar ve çocuğun istemesini beklerim. Çekip almak isterse vermem.

Çocuk konuşuyorsa ve (bana ver) demişse bunu ilk seferinde iletişime hazırlık olarak bir (gönderme) kabul edip portakal suyunu veririm. Bardağın küçük ve portakal suyunun da az olması önemlidir çünkü bu çalışmayı en az 10 kez yapacağımız için çocuğun portakal suyuna ilgisini devam ettirmem gerektir. Örneğin çocuk (bana …..suyu) diyorsa boşlukları doldurarak yardım ederim. Sonunda (Öğretmenim, bana portakal suyunu verir misin?) diyebilen çocuk iletişimi taklit yoluyla öğrenmiş demektir. Çocuğun öğrendiği bu davranışın artık genelleştirilmesi gerektir. Bu becerisini sevdiği başka şeyleri (örneğin sevdiği bir oyuncak ya da yiyecek) masaya koyarak aynı alıştırmayı uygularım. Bu becerileri de kazanan çocuk ile alıştırmaları yürürken, bir başka odada veya bahçede de sürdürürüm. Yeni beceriler edinmesini sağlarken arada eski becerilerini de unutmaması için tekrarlarım. (Çocuğun eğitimde ilerleyişine göre içmeyi sevmediği su veya başka içecekler içmesi alıştırmaları da yaparım.) Çocuğun iletişimde sadece bana yönelmemesi ve uzun vadede bağımsız bir yaşama hazırlanması için alıştırmaları bir başka eğitmen ile de yaptırırım.

Çocuğun günlüğünü okuyarak nasıl öğrendiğini, hangi durumlarda ve kiminle/kimlerle iletişim kurduğunu bildiğim için bir sorun yaşamıyorum. Eğer çocuk hep aynı kişiye yöneliyorsa başkalarına yönelmesi için de bir neden hazırlayıp çocuğu istek ve ihtiyaçları için diğer eğitmenlere ya da personele yöneltme alıştırmaları yapıyorum. Çocuğun göstererek mi yoksa konuşmasında bıraktığı boşlukları doldurarak mı öğrendiğini biliyorum. Çizgi resim-sembol-fotoğraf veya yazıyla öğreniyorsa yardımcı malzemeler olarak bunları kullanıyorum. Konuşamayan çocukla da alıştırmaları aynı portakal suyunda olduğu gibi yapıyorum. (Çocuğun eğitiminde paralel olarak konuşma terapisti de yer alıyor.) Ben konuşuyorum ama çocuğun bana portakal suyunu istemesini ifade eden sembol, resim veya yazıyı bana vermesini bekliyorum. Vermezse yardımcı eğitmen yada anababadan biriyle bir gösteri yapıp taklit etmesini bekliyorum. Bir beceriyi kazanan çocuğa yeni beceriler kazandırırken eskilerini de tekrarlayarak kuvvetlendiriyorum.

Bütün bu yaptıklarımla sonuç alamadığım zaman gene yardımcı eğitmen yada anababadan birini devreye sokuyorum. Diğer kişi çocuğun elini kullanarak sembolü verdirmesine yardımcı oluyor. Bir süre sonra çocuk elini kullanıp sembolü kendi vermeyi öğreniyor. (Çocuğun öğrenmesinin hangi yolla olduğunu bulma ve öğrenmeyi uygulama ODER’in kurs planında yer almaktadır.)

Diyelim ki çocukla iletişim kuruyorum ve kazağının ne renk olduğunu soruyorum. (Kazağın ne renk?) sorusu biz ötekiler için doğal bir sorudur. Ancak otizmli bir çocuk için bu soruyu açmalı ve onun anlayıp bana cevap vereceği şekle sokmalıyım. Bunu da (boşlukları doldurma) şeklinde yapabilirim.

-(Senin kazağının rengi……..) der ve susarım. Çocuğun bu boşluğu doldurmasını beklerim. Cevap alamazsam başka örnekler veririm. -(Senin adın….) der ve susarım, doldurmasını beklediğimi gösteririm. Gene cevap alamazsam yardımcı bir eğitimci ya da anababadan biri devreye girer ve (gösteri) yaparız. Kısaca diğer örneklerde de söz ettiğim yolları tek tek denerim. Yeni beceriler kazandıkça programı fazlalaştırır, eskilerin tekrarı ile eğitime devam ederim.

Okulda alınan eğitimin evde devam etmesi çocuğun eğitiminde en iyi sonucu verdiği gibi çocuğun güven duygusunu kuvvetlendirir. Herşey açık ve seçiktir. Aile ile okul işbirliği içindedir. Kontak defteri aile ile okul arasında hergün gidip gelir. Çocuğun özel bir problemi üzerinde çalışıldığı günlerde okulun bu konuda bilgi vermesi gerekir. Örneğin tuvalet alışkanlığı kazandırılmaya çalışılan çocuğun defterinde o gün kaç kez tuvalete gitmeyi becerdiğinin yazılması aile için bir mükafat ve güdü olarak büyük değer taşır. Bir başka dikkat edilmesi gereken konu da kontak defterine olumsuz olayları kaydetmekten kaçınmaktır. Çocuğun henüz kazanmadığı becerilerini eleştirmek yerine, becerdiği ve becermek üzere olduğu davranışları üzerinde durulur. Aynı şekilde aile de kontak defterine evde kayda değer bir şey olmuşsa özellikle çocuğun yeni bir beceri kazanma yolunda olduğunu görmüşse okula bildirir.

Biz yetişkinler istek ve ihtiyaçlarımız için herhangi bir kişiye yönelir iletişim kurarız. Anlaşılmadığımız zaman veya anlamadığımız zaman sorar, açıklığa kavuşturulmasını isteriz. Ancak otizmli kişiler için bu geçerli olmuyor. Otizmli kişi karşısındakini yanlış anlamışsa, göndericiden açık olmasını isteyemez. Bunun göndermesini yapamaz. Aslında göndermelerimiz yerini bulmadığında, yanlış anlaşıldığımızda kendi göndermelerimiz üzerinde düşünmemiz gerekir. Yanlış anlaşılmalarda tek kişiye özellikle alıcıya bakmak, çocuğun anlamadığını düşünmek hatalı olur. Ben gönderici olarak ne kadar açık bir dil kullanıyorum? Açık ve seçik bir dil kullanmalıyım.

İletişimde gönderici olarak (açıklığa kavuşturmak) çok önemli dedik. Günlük hayatta; ev veya işyerinde birşey yapmamız istenmeyince durur, düşünür ve ne demek istenildiğini anlamaya çalışır ve hatta yorum yaparız. Ancak bu otizmli kişiler için geçerli değildir.

-(Öyle yapma!) denen çocuk birden strese girebilir. Peki ama şimdi ne yapacak?

-(Olmaz!) Olmazsa sonra ne olacak?

-(Koşma!) Koşmazsa ne yapacak?

-(Oraya gitme!)

-(Ağlama!)

Bu ifadeleri kaldırıp yerine somut ifadeler koyuyoruz. İfadelerimizi yanlış anlaşılmaya en ufak bir neden vermeyecek kadar açıklığa kavuşturuyoruz.

-(Öyle yapma!) yerine (burnunu mendilinle sil!)diyoruz.

-(Olmaz!) yerine (şimdi otobüse biniyoruz!),

-(koşma!) yerine (yürü!)

-(Ağlama) yerine (anlat) dediğimiz zaman çocuğa somut bir alternatif veriyor, çocuğun alıcı olduğunu davranışlarından görüyor ve iletişimde açık bir şekilde gönderici olduğumuzu anlıyoruz.

Çocuğa benden portakal suyunu istemesini öğretirken çocuk susamış bir durumda ve önümde sevdiği bir içeceği görüyor. İletişim kurması için bir güdüsü var. Eğer çocuğa ödevini yapmasını öğretiyorsam, masada oturup da ödevini önüne koyduğum zaman ödevi yapmak için hiç güdüsü olmadığı için zor durumda kalabilirim. Ödevini yapması gerektiğini nasıl öğreteceğim?

Önce beklerim. Hareketlerini izlerim. Ödev yapmak için aşağıdaki gereken hareketlerin becerisini kazanmış olup olmadığını kontrol ederim.

-Beklemeyi öğrenmek,

-Başlamak,

-Yapmak,

-Bitirmek,

-Diğer çocukları rahatsız etmeden çalışabilmek.

Bu becerileri kazanmamış çocukla becerileri kazandırma çalışmaları yapar sonra ödevini ilgi duyduğu konu üzerine veya sevdiği materyal, renk ile hazırlarım. Çocuğun öğrenme tarzını bildiğimden (göstererek-sembol-yazı-bedensel yardım) alıştırmaları defalarca tamamen yerleşinceye kadar tekrarlarım.

Amacımız çocuğu diğer cocukların eğitiminde olduğu gibi yetişkin olduklarında bağımsız bir yaşama hazırlamak. Burada yanlış anlaşılma olmasını istemiyorum, bağımsız demekle yardımsız ve kendi işini görebilen bir duruma gelmesinden söz ediyorum. Yanlız, tek başına yaşamak anlamında değil. Otizmli çocuklarımızı da diğer çocuklar gibi temel ihtiyaçlarını görebilen, (yardımsız) bir yaşama hazırlamak için eğitiyoruz. Bu nedenle çocuğunuzun ya da öğrencinizin bugünkü durumuna bakıp bir aşağıdaki seviyelere göre bir değerlendirme yapmanızı öneririm.

* YARDIMSIZ

* HEMEN HEMEN YARDIMSIZ

* AZ YARDIMLI

* YARDIMLI

* KORUMALI

Eğitimde amacımız çocuğunuzu en üst seviyeye kademe kademe taşıyabilmek! Bunun için okul-aile birliği ilk ve tek koşul. Örneğin aile evde paralel olarak yemek yeme alışkanlığının verilmesine çalışabilir. Burada aynı ödev yapma alışkanlığını kazandırmadaki yol izlenir.

-Yemek masasında oturmayı öğrenmek,

-Yemeğin konmasını beklemeyi öğrenmek,

-Yemeği bitirmek,

-Aile bireylerini rahatsız etmeden yemeğini yiyebilmek.

Çocuğa düzgün oturması öğretilirken parçalara ayrılarak öğretilmesi gerebilir. Oturuken ayakları nerde duracak? Ellerini nereye koyacak? Bunların açıklığa kavuşturulması gerek. Anne masaya oturuncaya kadar beklenecek. Peki beklerken ne yapılacak? Sofradan ne zaman kalkılacak? Bunun için belli bir işaret olması gerekir. Sofra kuralları üzerinde anababa kesinlikle önceden anlaşmalıdır. Çocuk için herşey açık-seçik ve belirgin olduğu zaman bir süre sonra çocuğun buna uyduğu görülüyor. Aile büyük bir sabırla çocuğunun eğitimine evde devam etmelidir. Unutmamamız gereken bir nokta daha var. Biz yetişkinlerin bile günü gününe uymayabiliyor. Çocuğumuzun veya öğrencimizin bazı günlerde keyfinin yerinde olmamasını biraz hoşgörü ile karşılamayı unutmayalım! Bazı günler tersliklerle karşılaşmak moralinizi bozmasın! Çocuğunuzun karşısında siz tutarlı olduğunuz zaman pek çok sıkıntıların azaldığını ve giderek yok olduğunu göreceksiniz.

Çocuk ödev yapma alışkanlığını kazanınca artık çocuğun zorluk çektiği noktalarla ödev hazırlarım. Bu zorlukları günlüğü okuyarak biliyorum. Bu zorlukları parçalara ayırarak çocuğa ödev veririm. (Ödevlerin nasıl hazırlandığı ODER)in kurslarda workshop çalışmalarıyla gösterilecektir.) Ödevleri aile ile birlikte hazırladığımız hedeflere göre hazırlarım. Hedeflerimiz üç kademelidir.

Uzun vadeli hedef: (Örn: Çocuğun kendi başına giyinip soyunması.)

Kısa vadeli hedef: (Ceketini giyinebilmesi.)

Özel hedef: (Fermuar açıp kapamak/ceketi giyebilmek.)

Okul ile bu hedefleri koyarken hedeflerin sizin için anlam ve önemini düşünmenizde yarar vardır. Hedefi kimin için koyuyoruz? Çocuk kendini veya çevresindeki kişileri hayati bir tehlikeye atıyorsa ilk hedef bu olmalı. Tuvalet ihtiyacını karşılayabilmeli, yemeğini kendisi yiyebilmeli. Hedef seçerken çocuğun ileride bağımsız yaşam sürebilmesi için gerekli özbakım becerileri üzerinde durmanızı öneririm. Özbakım sorunu kalmayan çocuklarla daha sonra örneğin lokanta ziyaretleri gibi beceriler üzerinde durulur. Ödev yapma alışkanlığı iş yapabilme olgunluğuna dönüştürülme zamanı gelince alıştırmalar aynı yapı içinde (aynısını bulmak), (birleştirip ayırmak), (seçip ayırmak), (paketleme (okul çantasını hazırlama alıştırmalarından başlar valizini hazırlamaya giden çalışmalar) yaptırılır.

Hedefleri seçerken bir başka dikkat edilecek nokta da çocuğun becerilerinin göz önüne alınmasıdır. Bunu da PEP-R denilen testlerle tespit ederim. Testlerde çocuğun (becerileri), (yapamadığı) ve (meyilli olduğu) temel hareket ve yetilerini görürüm. Yapamadığı temel hareketleri üzerinde şimdilik durmam veya önemli ise telafi edebileceğim bir yol ararım. Konuşamayan bir çocuk için resimle iletişim böyle bir telafi yolu olabilir. Kazanmış olduğu beceriler çok önem taşır, çünkü meyilli olduğunu gördüğüm becerileri onun üzerine kurarım. (Test materyali ile birlikte testler ODER’in PEP-R uzmanlığı kurslarında verilecektir.)

Hepinize çocuklarınız/öğrencilerinizle sevgi dolu tutarlı eğitim diliyorum.
Selvi Borazancı Persson Ph.D
Özel Eğitimci

 


Yorumlar - Yorum Yaz
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam72
Toplam Ziyaret65937090
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar7.87067.9021
Euro9.28099.3181
Hava Durumu
Saat