BÜTÜN KONULAR
Üyelik Girişi
Site Haritası
Seminer Takvimi
YALNIZLIK ÜLKESİ

Gelişim Tablosu

Her durumda olduğu gibi otizmin de erken teşhis edilmesinde büyük yarar vardır. Erken teşhis ve ailenin otizme göre düzenlediği yaşamı çocuğun yaşamında çok büyük değişiklikler yapabilir. Bu değişiklik, çocuğun ileride bağımsız bir yaşam sürebilmesine kadar ulaşan bir değişiklik olabileceği için anne ve babanın bu ilk dönemde çok özverili bir çalışmaya girmesi gerekir. İtalya yolculuğunu düşünüp de yaptığı hazırlığın yerine, Hollanda için yeni bir hazırlık yapması gibi.
Çocuğun otizminin kabul edilmesi tabii ki zor bir dönem olarak geçirilecektir. Çocuktaki belirtiler üzerine yoğunlaşılıp ‘acaba?’ sorusu gelip gidecek, aile adeta bir girdap yaşayacaktır. Otizm her çocukta farklı belirtileri, farklı derecelerde gösterdiğinden herşey daha karmaşık olur. Otizm belirtilerinin her çocukta sayı olarak ya da derece olarak gösterdiği farklılıklar da aileyi şaşırtabilir. Her iki ucun da otizmi gösterdiği durumlar da söz konusu olabilir. Fazla dışa dönük olarak herkesin çok özeline sözel ve davranış olarak girmek otistik bir belirti olduğu gibi hiçbirşeye karışmadan bir köşede sessiz oturmak ve kendi dünyasında yaşamak da otistik bir belirtidir. İki ucun da otistik belirti olarak sayılması ile ilgili olarak bir başka belirti de göz kontağı. Hiç insan gözüne bakmamak veya kısa anlarla bir eşyaya bakıyormuş gibi gözü takılmak ya da delici bir bakışla sürekli olarak bakmak da aynı oranda otistik özellik sayılır.
Bu yazımı aslında yapmaktan hiç hoşlanmadığım bir konuya ayırdım: Çocuklarımızı birbirleriyle karşılaştırmak! Çocuklarımızın gelişimini, sürekli olarak normal gelişim ile karşılaştırırız. Bu karşılaştırma diğer normal gelişim geçiren çocukların aileleri için de geçerlidir. Hatta kardeşlerin gelişimini bile karşılaştırırız.  Karşılaştırma mutlaka çocuklarımızın tanı öncesi döneminde tüm ailelerimizin geçirdiği bir dönem. İşte bu yüzden bu yazımı gelişim tablosuna ayırdım. Belirtiler çok açık değilse yolunda gitmeyen birşeylerin olduğu düşünülen bu dönemde aile otizm-otizm değil arasında gider gelir. Tecrübeler otizmi çok iyi bilen ailelerin bile çoğu zaman çocuğunun çocuk yanını bir kenara itip, yaşıtlarının yaptıklarından daha fazlasını istediklerini gösteriyor.
Hatırlamamız gereken bir nokta, yeteneklerimizi kullanabilmemiz için mutlaka davranışların ve hareketlerin belli bir olgunluk seviyesine ulaşması gerektiği. Otistik belirtiler taşıyan çocukların bazı yeteneklerinin yüksek olması diğer yeteneklerinde de aynı yüksekliği istememize neden olabiliyor. Oysa gelişim profilinde olan bu dengesizlik otizmin kendini ele veren belirtilerden biri ve belki de en önemlisi. Çocuk konuşabilir ama bu, kelimelerin ardındaki anlamı bilmesi için bir garanti değildir. Kelimenin anlattığını bilemez, kelimeleri yanlış kullanabilir veya ardarda sıralayarak eko konuşması yapabilir.
Çocuğumuzun düşük olan yeteneklerini yani henüz olgunluğa ulaşamamış bulunduğu davranışları istemek yerine, gelişim profilinde hangi yeteneği ya da yetenekleri yüksek ise oradan hareket ederek özellikle önce özbakım becerileri üzerinde çalışmamız gerekiyor. (Yani çocuğun yaşı geldiği halde yapması gerekli ama yapamadığı becerilere odaklanmak yerine, belki de yaşıtlarının yapamadığı ama bizim çocuğumuzun yaptığı özel becerilerine odaklanmamız gerekiyor.) Özbakım becerileri üzerinde çalışırken de ilk dikkat etmemiz gereken nokta çocuğumuzda kazanılacak beceri için gerekli hareket zincirinde yapılacak hareketlerin çocukta hazır olması. Bunun için de çocuğumuzu gözlemleyip hareket zincirinde hangi noktada takıldığını bulmamız ve sonra bu noktayı şemaya işleyerek günde 4 veya 5 kez çalışıp çocuğa kazandırmalıyız. Kazanılan bu nokta, sonradan davranış bütünlüğü içinde çalışılarak çocuğa beceri kazandırılmış olur.
Otizmin ağır belirtilerini taşıyan çocuklarda normal gelişim seyrini göremiyoruz. Belki de bir veya birkaç hareket ve olayı normal yaşayabiliyor. Bazı durumlarda ise herşey normal seyrinde giderken ve hatta çocuk iletişimi konuşma ile sürdürürken gelişim birden durabiliyor ve gerileme başlayıp konuşma bile ortadan kalkabiliyor. Aileler arasında genellikle otizmin konuşmaya bağlı olan bir özür olarak algılandığını görüyorum, ‘Çocuğum konuşuyor öyleyse otizm yok!’ düşüncesi bugünkü düşünceye göre yanlış. (Geçen yıllarda otizm sadece gözle görülebilir ağır durumlarda hemen teşhis ediliyordu ve bu çocuklar çoğunlukla konuşamayan ya da az konuşabilen çocuklardı. Bugün bu çocukların yanısıra konuşma dilini iyi kullanabildiği halde iletişimde kullanamayan çocuklar da otizm yelpazesinde yer almaktadır.) Otizm konuşma ile değil, iletişim ile ilgili bir sorun. Çok güzel konuşabilir ama bunu sadece kendini ifadede kullanır. İletişimin diğer ucu yani sosyallikte kullanılan ucu boşta kalır. Karşısındaki ile aynı duygu ve düşüncelerin, aynı anda yaşandığı platforma çıkılamaz. Konuşur ama sadece kendi ilgisi olan konuda konuşur ve diyalog kurup karşısındakini dinlemez, kendini kapatır. (Çocuklarımıza önce konuşmayı öğretmeye odaklanmak yerine önce iletişim kurmayı sonra konuşmayı öğretmeye odaklanmalıyız.) Konuşuyorsa, otizmin olmadığının düşüncesinin  yanlış olduğu ve bu çocuklarımızın da özel eğitime ihtiyaçları olduğu akıldan çıkarılmamalıdır.
Normal gelişim seyrini bilmek özellikle tanı konulmadan önce anne ve babanın çocuğunu gözlemlemesi açısından yararlı. Çocuğundaki gelişimin normal seyretmediğini gören ailelerin geçer diye beklemeleri veya bunu bir utanılacak durum olarak görmeleri yerine hemen otizm konusundaki uzman psikiyatrlara başvurması gerekir. İsveçli uzman B. Astrand’ın  ‘Narin Çocuklar’  adlı kitabındaki normal gelişim tablosunu özellikle tanı öncesi dönemde yararlı olacağını düşünerek, aşağıda veriyorum.

  • Sıfır yaş insan yavrusu, duygularını göstermek için bedenini kullanır. Ağlamayla beraber bedenini gererek açlığını belli eder. Ellerini kollarını simetrik olarak hareket ettirip mutluluğunu iletir. Kol ve bacaklarını hareket ettirerek sürekli yeni hareketler bulup bunları tekrarlar.
  • Yatağından almak için uzanılınca, kucağa alınması için bedeniyle hazırlığa girişir.
  • İkinci aydan itibaren agularını yapmaya başlar, kumru gibi sesler çıkarır.
  • Çevresinde dolaşan kişileri izler.
  • Üçüncü aydan itibaren insan sesine tepkide bulunur, sesin geldiği yöne başını çevirir.
  • Gene bu ayda gülümsemeye gülümseme ile cevap vermeyi öğrenir.
  • Toplumsallığı öğrenir ve yalnız bırakılınca ağlar.
  • Ce! Oyunları büyük zevki olur.
  • Dördüncü aydan sonra öteki bebekleri farkeder ve onlar ağlıyorsa, o da ağlar.
  • İsmini duyunca başını çevip bakar.
  • Beşinci ayda aynadaki görüntüsüne güler.
  • Altıncı aydan sonra saç çekmek gibi hareketleri yapar.
  • Yabancılarla karşılaşınca ağlar.
  • Yedinci ayda aynadaki görüntüsünü yakalamak ister.
  • Sekizinci ayı doldurmadan önce duyduğu sesleri tekrar ederek hecelemeyi öğrenir.
  • Elindeki oyuncağı düşürünce yerde aramaya başlar.
  • Dokuzuncu aydan sonra çevresindeki kişileri taklit etmeye başlar.
  • Ortak ilgi kurmaya çalışır. Gözüyle oyuncağını annesine gösterip, vermesini ister.
  • Anne ve baba kelimelerini daha önce söylese bile buna birkaç kelime daha eklemeyi bir yaşında yapar.
  • Bir yaşından sonra, karşılaştığı yabancılardan ağlamadan kaçıp annesine koşar.
  • Etrafını güldüren hareketleri keşfeder ve tekrarlar.
  • Bir buçuk yaşında olunca taklit etmeyi öğrenen çocuk, utanma ve direnmeyi de öğrenir.
  • Kitap sayfalarını çevirebilir.
  • Taşbebek üzerinde uzuvları gösterebilir.
  • Açlığı ve susuzluğunu hissedip iletir.
  • Bu yaşın sonunda yenilebiliri ve yenilemezi ayırt eder.
  • İki yaşına ulaşınca öteki çocuklarla beraber olmayı ister ama daha çok birbirlerini seyrederler.
  • Resimli kitaplarda araba, oyuncak, köpek ve daha başka şeyleri de tanır.
  • ‘Neden?’, ‘nasıl?’ gibi sorular başlar.
  • Öğrendiği şeyleri tekrarlar ve her defasında çevresindekilerin kendine bakmasını ister.
  • İki şeyden birini seçmek durumunda kalınca ikisini de ister.
  • Televizyon izler.
  • İki buçuk yaşında ‘ben’ ve ‘sen’ kelimelerini kullanmaya başlar.
  • Üç yaşından itibaren çevresi ve çevresindekiler hakkında fikir yürütmeye ve yorum yapmaya başlar.
  • Dört yaş civarında grup halinde oynamaya başlar.
  • Beş yaşına gelen çocuk çevreye uyum göstermeyi öğrenir.

Çocuklar bu gelişimi bir ay önce veya sonra yakalayarak geçirirler ancak otizm söz konusu olduğu zaman normal gelişim tablosunun dışına çıkıldığını görüyoruz. Ağır otizmli çocuklar gelişimde çok belirgin bir farklılık yaşarken hafif otizmli çocuklarda bu gelişim normal seyrindeymiş gibi görünüp birşey fark edilemeyebiliyor, göze batmıyor ya da bazı becerilerdeki ağır gelişim dikkati çektiğinden anababa çocuğuna ne olduğunun adını koymak için çaba sarf ediyor.
Birden fazla çocuk sahibi olan anababalar ilk çocukta çıkan otizmi geç algılayabiliyor çünkü tecrübesizlik yüzünden bir karşılaştırma olanağı bulamıyor ancak ilk çocuk normal gelişim geçirmişse ikinci çocuktaki farklı gelişimi anababa hemen fark edebiliyor.
Çocuğumda otizm var mı, bu belirtiler acaba otizm mi, diye düşünüp vakit kaybetmek yerine hemen özel eğitime başlamak, bugün en doğru yol. Bu konuda şüphe taşıyan aileler için hemen özel eğitime başlayarak çocuğundaki gelişimi takip etmek en doğrusu. (Bu dönemde muhtemelen duygusal bir kaos da yaşanacağı için mümkünse terapist yardımı almakta yarar vardır.) Kısa bir süre sonra otizm doğrulanırsa, en büyük adım önceden atılmış olur. Gelişim yavaşlığı varsa da zaten gene özel eğitim sayesinde çocuk, yeteneklerini en üst seviyede kullanmayı öğreneceği için doğru yol gene budur.
Gelecek yazımızda ‘kardeş sendromu’ndan söz edeceğiz. Sevgiyle kalın… 

Selvi Borazancı Persson Ph.D
Özel Eğitimci

 


Yorumlar - Yorum Yaz
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam120
Toplam Ziyaret65932603
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar7.52927.5593
Euro8.92328.9590
Hava Durumu
Saat