BÜTÜN KONULAR
Üyelik Girişi
Site Haritası
Seminer Takvimi
YALNIZLIK ÜLKESİ

Otizm ve İletişim

Otizmin bir iletişim özürü olduğunu biliyoruz. Ancak bu cümleye tam olarak hakkını veremediğimizi, bana gelen yazılardan anlıyorum. Dikkat edersek ‘otizm bir konuşma özürüdür’ demiyoruz. Çünkü konuşamayan her insanın otizmli olduğunu düşünmüyoruz. Şöyle soralım kendimize: Konuşma, iletişimin kendi midir? Konuşma ile iletişim özdeş midir?

Bu soruların cevabını aslında hepimiz biliyoruz. Konuşma, iletişimin kendi değildir! Konuşma olmadan da iletişim olur. İletişim 100 sayfalık bir kitap olarak düşünülürse, konuşma bu kitabın içinde 20 sayfalık bir bölüm olarak düşünülebilir. Diğer 80 sayfa beden dili, resim, fotoğraf, eşyanın kendi ve işaret dili olarak düşünülebilir. İletişim denilince eğer sadece konuşmayı algılıyorsak diğer 80 sayfalık bölümü kaçırıyoruz, demektir. O zaman da kaçıracağımız çok önemli şeyler olabilir. Yüzüne bile bakmak istemediğimiz 80 sayfanın içindeki ‘işaret dili’ bölümünde, belki de çocuğumuzun diğer insanlarla olan iletişimini sağlayacak tek yolu bulabilme olasılığı vardır.

Belki de bize, iletişim ile konuşmayı özdeşleştiren şey, bizim kendi çocuğumuzla iletişim sorunu yaşamıyor görünüyor oluşumuz, olabilir. ‘Ben çocuğumu çok güzel anlıyorum!’ ‘Çocuğum bana herşeyi çok güzel anlatıyor!’ Bu durumda çocuk bir de konuşsa, sorun çözülecekmiş gibi görünüyor. Ancak iletişimde özür olmaması demek, çocuğun kendini ifade etme yeteneğini başkalarıyla da kullanması ve başkalarının ifade ettiğini de algılayıp, yorumlaması demektir.

Aslında sorunumuz, iletişim kurma isteğinde yatıyor. Evde anababaya çocuğun sadece ileti vererek kendi isteklerini yaptırması, ailenin ortak ilgi alanına çıkıp kendi ile ilgili olmayan konuları veya sosyal kuralları kabullenmesi anlamına gelmiyor. İşitme ve konuşma engeli olan biri ile otizmli birini karşılaştırırsak bunu daha iyi anlayacağımızı düşünüyorum. İşitme ve konuşma engeli olan kişiler iletişimi ‘telafi’ edebilecekleri bir yolla çözmüşlerdir. Çünkü diğer insanlarla iletişim kurma istekleri vardır. Konuşmanın olmaması, iletişim kurma isteklerini engellemez. Diğer insanların ne yaptıklarını merak ederler. Bu meraklarını da konuşmayı telafi ettikleri yolu kullanarak gösterirler. Oysa otizmli kişilerde iletişim kurma istekleri yok denecek kadar az veya yoktur. İletişimi de çok yakınlarıyla kendi iletilerini bildirme amaçlı kullandığını görüyoruz. Diğer insanlarla iletişim kurmak isteme, içine dönük yaşar veya iletişimi nasıl kuracağını bilemediğinden sürekli sorunlarla karşılaşır ve arkadaş edinemezler. İletişimde sosyal kuralları kullanamaması diğer insanlarla arasında sorun yaratır. Hangi iletişim dilini kullanırsa kullansın, çocuğumuz kendi dünyasında yaşamak istiyor, kendi kuralları söz konusu ve otorite olarak da sadece kendini kabul ediyor. Başka birine boyun eğmeden, bizim dünyamızda hazır bulduğu kurallara uymadan yaşayabileceği, tamamen ben-merkezli bir dünya yaratıyor kendine. Kendini çok gerekli olan şeyler dışında ifade etmesi gerekmiyor. İlgi duyduğu şeye sahip kişiye kendi iletişim kurma tarzı ile yaklaştığını görüyoruz. Kişinin onun için önemi yok, önemli olan kişinin sahip olduğu ve onun ilgi duyduğu şey oluyor.

Konuşmanın bir iletişim yolu olduğunu ve iletişimde başka yollar da bulunduğunu kabul ettiğimiz zaman çocuğumuzla daha geniş bir platforma çıktığımızı göreceğiz. Konuşma olması için, önce iletişim kurma isteği yani iletileri kabul etme isteği ve iletme isteği olmali. Bu da insanda sıfır yaş itibarıyla yavaş yavaş gelişen bir yeti. İletişim kurmak için istek olmazsa, masa başında, konuşmayı öğretmeye çalışmak zamanımızı boşa harcatabilir. Konuşmayı öğretemediğimiz gibi çocuğun öğrenebileceği başka becerileri de geciktirmiş kısaca çocuğun gelişimini engellemiş oluruz.

Ne yapabiliriz o zaman? Öncelikle çocuğun iletişim yolunu yani kendini ifade yolunu kabullenmemiz gerekiyor. Eğer çocuk kendini resimlerle ifade ediyorsa, çocuğun dilini görmezden gelip konuşmaya yönlendirmeye çalışırsak, çocuk iletişimi konuşma ile sürdürür diye bir kural yok. Çocuğun kendi biyolojik iletişim dilini kabulleniyorum. Bu dille örneğin resim dilini kullanıyorsa altyapısı olan beceriler üzerine yapmaya meyilli olduğu ama tamamlayamadığı beceriler üzerinde çalışıyorum. (Tuvalet eğitimi için resimleri şemaya sık aralıklarla koyarak fazla oranda da sıvı tükettirerek bu çalışmaları teke tek yapıyor ve iletişimi de çocuğun kullandığı dille yapmış oluyorum.) Resim ile iletişimi kurduğum halde az ve öz bir konuşma dili ile de destek veriyorum. Böylece çocuk ilk planda kendi dilini yani resim dilini iletişimde herkesle kullanabilme yetisini güçlendiriyor hem de konuşmanın paralel sürdürülmesi ile konuşmayı da iletişimde kullanabilme yetisini kullanma şansını elde etmiş oluyor.

Bunu, çocuğun ilk önce anadilini öğrenmesi ve anadili yerleştikten sonra, daha sonra ilkokul 3. sınıfta ikinci dil olarak ingilizceyi öğrenmesine benzetebiliriz. Nasıl ki normal gelişim geçiren çocuk önce anadilinde kendini ifadeyi öğrenecekse, bizim çocuklarımız da önce kendine özgü hangi dilde kendini ifade ediyorsa o dil öğretilmelidir. Anadilini öğrenen çocuk ikinci bir dil olarak ingilizceyi öğrenebilir. Bizim çocuklarımız da eğer işaret, sembol, resim, fotoğraf, beden dilinden hangi veya hangileri ile kendini ifade ediyorsa o dili geliştirmeliyiz. Sonra ikinci adımda kendini ifade ettiği bu dilin yanında konuşmayı da ikinci bir dil gibi düşünerek, geliştirmeliyiz. Çocuk küçükken anababa konuşma üzerinde birincil olarak durur ve bir yere ulaşamazsa bu kez çocuğun biyolojik dilinin geliştirmesine yardım edilmediğinden çocuk hem aile içinde ve özellikle de başkalarıyla ilişkilerde anlaşılamamaktan dolayı fevri davranışlarda bulunabilir ve ayrıca paralel çalışmayla daha sonra geliştirilebilecek bir konuşma dili de kaçırılmış olabilir.

Selvi Borazancı Persson Ph.D
Özel Eğitimci

 


Yorumlar - Yorum Yaz
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam509
Toplam Ziyaret65946381
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar7.83577.8671
Euro9.38029.4178
Hava Durumu
Saat