BÜTÜN KONULAR
Üyelik Girişi
Site Haritası
Seminer Takvimi
YALNIZLIK ÜLKESİ

Tanılama Süreci

ÖZEL EĞİTİME MUHTAÇ ÇOCUKLARIN TANILANMASI (TEŞHİS)

           

Özel eğitimde önemli konulardan birisi özel eğitime muhtaç çocukların bulunması, özürlerinin saptanması, sınıflamalarına uygun eğitim kurumlarına yerleştirilmesi yada uygun eğitim hizmetlerinin sağlanmasıdır. Bugün ülkemizde körler, sağırlar, geri zekalılar, ortopedik özürlüler, korunmaya muhtaç çocuklar ile eğitimi güçler için özel tedbirler alınma yoluna gidilmektedir. Az görenler, ağır işitenler, konuşma özürü olanlar, sürekli hastalığı olanlar, üstün zekalılar ve üstün özel yetenekliler, duygusal güçlüğü olanlar, suça yönelmiş ve suçlu çocuklar, öğrenme güçlüğü olanlar ile birden fazla özürlü olanlar için henüz örgün bir özel eğitim hizmeti sağlanamamıştır. Bugün okullarımızın hemen hepsinde her türlü ve değişik özür derecesinde özel eğitime muhtaç çocuk vardır. Bunların bazıları özürlerinin farkında bile değildirler. Bazıları farkında iseler de özürlerini saklama eğilimindedirler. (Enç.1981.s,366)

 

Özel eğitime muhtaç çocukların önemli bir bölümünün ne türden bir özür yada engelli olduğunu açıkça görmek mümkündür. Örneğin, ortopedik özürlü birinin sorununun ne olduğunu gözlem yoluyla kestirmek mümkündür. Görmeyen bir çocuğun tipik duruşu ve hareketleriyle görmediği; sınıfta görme sorunu olan çocuğun gözlerini kısmasından, ovuşturmasından iyi görmediği yine gözlem yoluyla tespit edilebilir. Ancak bütün özürler böyle olmayabilir. Öğrenme güçlüğünü gözlemle tespit edebilmek için çok uzun gözlem süresine gereksinim olabilir. Sosyal ve ahlaki yönden gelişim güçlüğü olan bir öğrenciyi de gözlemle tespit etmek sorunu tanılama ve belirleme açısından kolay olmayabilir. Öğrencilerin ne tür sorunları olduğu ya da ne türden engelli olduklarını anlayabilmek için sorunların doğasına göre farklı yaklaşım, uzmanlık, teknikler ve araç-gereçler gerekebilecektir. (Can.2002.s,213)

 

6.1. Tanılama Nedir?

Tanı (teşhis) bireyin özürüne ad koyma, derecesini ve bireyin bundan etkilenme durumunu belirleme demektir. (Özsoy.1998. s,10)

Diğer bir tanıma ise; özel eğitime muhtaç çocukların sorunlarının ne olduğunu, onlara nasıl eğitim verip nasıl yardım edebileceğini belirlemek amacıyla zihinsel, sosyal, heyecansal ve bedensel alanlarda zayıf ve güçlü olduğu yönleri kişilik yapısı ve değerlerini saptamak amacıyla yapılan bilimsel uğraşa tanılama denir.(Sarı,H. Yayınlanmamış doktora tezi.2000)

 

Tanılamada çocuğun sadece engelliliği ve derecesi üzerinde değil aynı zamanda hangi alanlarda akranlarından daha iyi yada geri durumda olduğunu da ortaya çıkarmak gerekir. Bunun için tanılamada kesinlikle uyulması gereken bazı ilkeler vardır. Bu ilkelere uyulmadan sağlıklı bir tanılama mümkün değildir. Tanılama ve değerlendirme bundan sonra ne yapacağımızı da göstermelidir. Bu ilkeler:

 

  1. a.   Erkenlik ilkesi

Tanılama ve değerlendirme mümkün olan en erken zamanda yapılmalıdır (ilk 6 ay ile 1 yaşına kadar). Tanılamanın geç zamanda yapılması başka sorunlara da yol açabilecektir. Örneğin; işitme özürü çok geç fark edilmiş bir çocuğun bu özüre bağlı olarak başka sorunlarda geliştirmesi kaçınılmaz olacaktır. İşitemeyen çocuğa geç müdahale edilmesinden dolayı konuşma yetersizlikleri ve duygusal sorunlarda görülecektir.(Sarı,H. III. Akdeniz Spor Bilimleri Kongresi, Antalya, 2001)

 

  1. b.      Bütünlük ve derinlik ilkesi

Bütün özel eğitime muhtaç çocukların tanılanmasında çocuk dünü ve bugünü ile incelenmelidir. Holistik anlayışta denilen bu yaklaşımda çocuğun bütün gelişim evreleri, yaşantıları, hastalıkları, kaza ve gelişim zorlukları; nasıl bir ortamda büyüdüğü, çevresel etkiler ve uyarıcıların özellikleri, tanılama anındaki duygusal ve moral durumu da dikkate alınması gereken konulardır.

 

  1. c.       Alternatiflik ilkesi

Özel eğitime muhtaç bir çocuğun tanılanmasında bilinen yada çok tutulan bir yolun yanında başka araç ve yaklaşımlarla da tanılama mümkün olabilmektedir. Örneğin; Down Sendromunu sadece fiziksel muayene ile değil, zeka testi uygulayarak ve üçüncü olarak da genetik inceleme ile doğrulamak gerekebilir. Nitekim sadece fizik muayene ile ciddi hatalar yapılabilir. Alternatiflik ilkesi insana verilen önemi vurgular. Hatayı en aza indirgemenin bir yoludur. Bir başka örnek vermek gerekirse; polikliniğe topallayarak gelen hastaya hekim hemen kırık tedavisi uygulamaz, sorunu daha iyi anlayabilmek ve tanı koyabilmek için röntgen filmini alır, ilaveten hastanın genel durumunu da gözden geçirmek için kan alıp tahlil yapar. Bütün bu bilgileri doğruladıktan sonra tedaviye girişebilir. Bu da insana verilen önemi gösterir.

  1. d.      Profesyonellik ilkesi

Özel eğitime muhtaç çocukların tanılanmasında tanı için çalışan kişinin alanında uzman olması gerekir. Alanında uzman kişi sadece tanılamada değil eğitim, tedavi ve yöneltme boyutunda da uzman olmalıdır. Bu ilke bütünlük ilkesiyle paralel çalışır. Gelişmiş ülkelerde (örneğin, İngiltere’de) olduğu gibi ülkemizde de çocuğun engel tür ve derecesinin tanılamasında ve ona uygun okulda provizyonun (eğitsel ihtiyaçlarının) karşılanmasında değerlendirmenin daha tutarlı yapılabilmesi için bir ekip çalışması yapılmalı ve bu ekipte Özel  Eğitimci,  Psikolojik  Danışman, Sosyal Hizmet Uzmanı,  Konuşma Terapisti,  Hekim ve ailelerin ve hatta mümkünse çocukların kendileri de bu takımda yer almalıdır. (Sarı,H.Global Avereness Society International Sevent Annual Conference.1998)

 

  1. e.       Erken müdahale  ve izleme ilkesi

Tanı alındıktan sonra engelli çocuğun gelişimi, eğitimden nasıl etkilendiği, ne türden bir değişme olduğunu görmek için hemen müdahale edilmeli ve izleme çalışmaları yapılmalıdır. Tanı alınıp engelli desteksiz bırakılmaz. Tanı aynı zamanda uzmana özürlü çocuk ve sorunuyla ilgili bir projeksiyon yapma şansı verir. Eğitim alırsa durumu ne olur? Almazsa ne olur? Her iki durumda da tanılama tekrar edilir, olumlu yada olumsuz gelişmelere bakılarak yeni tahminler yapılır. Bu tahminlerin fonksiyonel olabilmesi için yılda en az iki kere çocuğun gelişimiyle ilgili olarak yeniden değerlendirme yapılabilir.

 

  1. f.        İşbirliği ilkesi

Özel eğitime muhtaç çocukları belirlerken anne-baba, kardeşler, akranlar, öğretmen varsa psikolog, sosyal çalışmacı ve özel eğitim uzmanı kendi uzmanlık alanlarıyla ilgili olarak çocukla ilgili topladıkları bilgiler bir vaka çalışması ile bir araya getirilir. Bütün bu bilgiler üzerinde yapılan tartışmalar sonucunda ortak bir karara varılır. Bu değerlendirme bize çocuğun avantajlı ve dezavantajlı olduğu bütün yönleri gösterir. Nasıl bir eğitim yada müdahale yapılacağı konusunda ip uçları verir ve karara varılmasını sağlar.

 

  1. g.       Kayıt tutma ilkesi

Çocuğun gelişimi öğretmeni tarafından izlenerek kaydedilmelidir. Çocuğun gelişimiyle ilgili olarak tutulacak dosya okul değiştirmede veya bir üst programa geçişte gittiği okula iletilmelidir. Kayıtlar çocuğun ne tür hizmetlerle nereye geldiğinin bilinmesi açısından ve daha nelerin yapılması gerektiğine karar verilmesi açısından çok önemlidir. (Sarı,H. Yayınlanmamış doktora tezi.2000)

 

6.2. Özel Eğitime Muhtaç Çocukların Tanılamasında hangi ilkelere uyulmalıdır?

Engelliliğin tanılanması o sorunun nasıl çözüleceğine de ışık tutacaktır. Tanılamada engelin ne olduğu, nasıl olduğu, nasıl oluştuğu, ne şiddette yada sıklıkta, ne kadar süreyle devam ettiği ve müdahale edilirse yada müdahale edilmezse ne olabileceği yukarıdaki ilkeler ışığında kestirilmeye çalışılır. Doğrudan veya dolaylı olarak özel eğitim alanında eğitim almış profesyonel özel eğitimci (görme, işitme, konuşma vb.), hekim (psikiyatri, ortopedi, göz, kulak burun boğaz, nöroloji, vb.), psikolog (psikometri, danışma, klinik ve gelişim psikoloğu gibi), sosyal çalışmacı ve fizyoterapistler çoğu zaman bir ekip oluşturarak çocuğun sorununu tanılayıp onun nasıl sağaltılacağı ve sorunun gidişatının ne olacağı, hangi yaklaşımın benimseneceği konusunda bir karara varabilirler. Örneğin; öğrenme güçlüğü çeken bir çocuğun sorununun nereden kaynaklandığını anlamada psikolog veya psikiyatrist zihinsel fonksiyonları, zeka ve zihinsel gelişimi ölçen testlerle tespit edebilirler. Görme sorunu olan çocuğun sorununun nereden kaynaklandığını göz doktoru, işitme özürü olan çocuğun işitme kaybının ne düzeyde ve nereden kaynaklandığını Kulak Burun Boğaz uzmanı, konuşma bozukluğu olanın sorununun boyutunu konuşma terapisti veya gelişimci, felçli bir çocuğun sorununun ne olacağını da nörolog veya ortopedist belirleyebilirler. Çocuğun akademik yönden gelişiminin sağlanabilmesi bu alanda yetişmiş uzman öğretmenlerin devreye girmesi gerekir. Gerçekte yapılması gerekende budur. Ancak ülkemizin eğitim sorunlarının temelinde yetişmiş özel eğitimci ve uzman eksikliği de yer almaktadır. Bu alanda çok sınırlı bilgilere sahip olan sınıf öğretmeni yada branş öğretmenleri öğretmenlik görev ve rolleri yanında sınıfındaki engelli çocuğun topluma kazandırılması konusunda da hayati bir rol üstlenebilir ve üstlenmelidir. Nitekim özürlü çocuğu olan ebeveynlerin en fazla anlayış ve destek beklentisi içinde oldukları kişilerden biri de öğretmenlerdir. (Can.2002.s,216)

 

 

 

Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam102
Toplam Ziyaret641983
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar6.66256.6892
Euro7.27987.3089
Hava Durumu
Saat