BÜTÜN KONULAR
Üyelik Girişi
Site Haritası
Seminer Takvimi
YALNIZLIK ÜLKESİ

Psikodinamikler ve Psikopatolojikler

 Psikiyatriktik hastalıkların anlaşılmasında önemli rol oynayan

3 temel yaklaşım vardır:

1. Tip temeline dayanarak, organik patoloji ile ilgili akıl hastalıklarının temelinde anatomi, nörofizyolojik ve biyokimyasal bozuklukların olduğu inancından yola çıkan görüş açısı,

2. Sosyal psikiyatrik yaklaşım, bireyin hastalığının kökeninde ve gelişiminde çevrenin, özellikle aile ve toplumun önemli rol oynadığı inancından yola çıkan görüş açısı,

3. Sorunun temelini geçmişte arayan psikodinamik yaklaşım, psiko dinamikler sağlıklı ve hasta kişiler üzerinde, zihinsel işleyişler üzerinde çalışır ve kişilik gelişimi ve bunun bireysel yaşantılara etkisi terimleri çerçevesinde olmaya çalışır. Psikodinamik yaklaşım psikolojik süreçleri fizyolojik terimlerle açıklamaz. Fakat psikolojik yaşantıların beyin işleyişine bağlı olduğu gerçeğini de yadsımaz.

 Psikopatoloji, anormal zihinsel işleyişlerle ilgilenir. Normal ve anormal psiko dinamikler önemli derecede birbirleriyle ilişkilidir. Psikodinamik bilgilerin büyük kısmı psikoterapi gören hastaların klinik gözlemlerinden çıkarılmıştır. Psikodinamik yaklaşımın yöntemi, doğal bilimlerin yönteminden çok farklıdır. Sadece davranış gibi ölçülebilir, objektif olarak gözlemlenebilir, bir konuyla ilgilenmesiyle kısmen yakınlaşır. Kişiliğin gelişimi, bireyin içrer sübjektif yaşantılarıyla, özellikle duygu ve fantezileriyle ilgilenmesiyle, diğer bilimsel yöntemlerden uzaklaşır. Yaklaşım geçmişe yönelik ve çocukluk yaşantılarımızı tanımlamaya dayanan özellikte olup, deneylerle kontrol edilmesi oldukça güçtür. Psikopatolojide sistemli çalışmalar, Freud’un histerik vakalar üzerine olan çalışmalarıyla başlar. Bilinçdışı olgulara ve çocukluk gelişimine verilen önemle, psikopatoloji büyük ilerlemeler kaydetti. Freud’un saldırganlık ve cinsellik ile biyolojik içgüdülere verdiği önem, insan kişiliğini anlamada temel oldu. Daha sonraları Freud teorisinde değişiklikler yaparken, diğer psikanalist ve psikoterapistler, ileride yeni değişiklikler getirdiler. Kişiliğin daha akılcı ve bilinçli olan kısmı ego psikolojisine ilgi, Anna Freud ve Heinz Hartmann’ın etkisiyle ve insan ilişkilerindeki sorunlar ve toplumun etkisinin göz önüne alınması ile arttı. Melanie KLEIN erken bebeklikteki, önceleri anne bedeninin bir kısmıyla daha sonra da bir bütün olarak anne ile olan ilişkiler şeklindeki gelişimsel süreci vurguladı.

 Neo-Freudianlar, insan kişiliğini bütün olarak işlev gören bir ünite olarak, yaşadığı kültür içindeki ilişkileriyle ele aldılar. Ericson, özellikle ergenlerde kimlik oluşum sürecine önem verdi. Varoluşçu psikiyatristler hastanın güncel yaşantısını ve içinde yaşadığı dünyadaki varolma şeklini anlamaya önem verdiler.

 

 Birçok psikologun kabul ettiği bazı temel kavramlar vardır:

1. Tüm psikolojik fonksiyonların temelinde, kişinin organik yapısı vardır. Fakat biz psikodinamik içinde psikolojik terimlerin kendisiyle ilgileniriz.

2. Kişilik, biyolojik olgunlaşmanın sonucunda gelişir ve çocukluk, aile, kişiler arası ilişkiler ve toplum tarafından etkilenir.

3. Cinsel ve saldırgan dürtüler bireyin kişiliğini, hastalıkta ve sağlıkta büyük ölçüde etkiler.

4. Bilinçdışı işleyişe ait bilgiler, rüyalar, dil sürçmeleri, unutma gibi normal ve anormal psikolojik fonksiyonlarının anlaşılmasında temeldir. Bilinçdışının bir kısmı doğuştan olmakla birlikte bir kısmı da duygu ve düşüncelerinin bastırılması sonucunda oluşmuştur. Bilinçdışı rüyalarda ve sembolik nevrotik belirtilerde ifade edilebilir.

5. Freud insan kişiliğinin yapısında üç kavram geliştirmiştir. İd, ego ve süper egodur. Bunları yapısal aktiviteleri olarak değil, psikolojik fonksiyonları tanımlamaya yarayan terimler olarak düşünmek gerekir. İd, temel doğuştan gelen dürtülerdir. Özellikle hemen doyum isteyen saldırganlık, cinsellik gibi dürtülerle tanımlanır (zevk prensibi). Ego, daha gerçekçi, kontrollü, kısmen bilinçli, kısmen bilinçdışı olan id impluslarını kontrol eden ve çevrenin isteklerine ve süper egoya göre uyduran yönüdür (gerçeklik prensibi).

 

PSİKODİNAMİK KAVRAMLARIN UYGULANIMLARI

1. Psikodinamik kavramlar insan kişiliğini bir bütün olarak iç yaşantılar ve davranışlarıyla, hastalıkta ve sağlıkta anlamaya yardımcıdır.

2. İnsan ilişkilerinin doğasını anlamada yardımcıdır.

3. Bunun için özel bir şekli olan terapist hasta arasındaki ilişkileri anlamada yardımcıdır. Hastalar özellikle, çocuklarında anne babaya ya da ailenin diğer fertlerine gösterdikleri duygusal tepkileri yeniden yaşama eğilimindedirler. Bu transferans olayı, tüm insan ilişkilerinde meydana gelir. Fakat özellikle, psikanaliz ve psikoterapi önem taşır. Terapistin, hastasına olan uygunsun tepkisi kontr-transferans olarak bilinir.

4. Bütün psikoterapiler, özellikle analitik yönelimli psikoterapi, psikodinamik kavramlar üzerine temellenmiştir.

5. Psiko nevrozların nedenleri (anksiyete, fobi, konversiyon histeri, nevrotik depresyon, obsesyonel nevroz) ve psiko nevrotik semptomların anlamı, en iyi şekilde psikodinamik terimlerle anlaşılabilir.

6. Aynı şey kişilik bozuklukları için de geçerlidir. (Örnek: Histerik kişilik bozukluğu, obsesif kişilik bozukluğu gibi, cinsel sapkınlıklar.)

7. Psikozların semptom molojisi (şizofreni, duygu bozuklukları) kökenlerinde psikolojik, sosyal, organik faktörlerin olmasına karşın psikodinamik terimler şeklinde anlaşılabilir.

8. Psiko somatik bozukluklar (bir organ bozukluğu. Organda herhangi bir bozukluk yoktur. Psikolojik olarak ülser, astım, deri hastalıkları ) ülseridif gibi hastalıklar psikodinamik terimler şeklinde anlaşılır.

PSİKOPATOLOJİ VE PSİKODİNAMİK

 Rüyaların Analizi: Freud’un en önemli keşiflerinden biri rüyaların psikanalitik teorisidir. Rüyaların serbest çağırışım yöntemiyle üzerinde durmakla, represif (bastırılmış) bilinçdışı materyallerin bilince getirileceğini belirtmiştir. Böylelikle rüyaların analizi, bilinçdışına giden mükemmel bir yol olarak görülür.

 “The İnterpretation of Dreams” kitabın yorumlanmasıyla, kendi rüyalarını analiz etmiş ve teorisini formüle etmiştir. Kısaca rüyanın bilinçdışı istek ve implusları, geçmiş günlerde yaşanan olayları materyal olarak kullanarak ifade ettiğini söylemiştir. Ancak bilinçdışı rüyanın içeriği, sansür yoluyla gizlenir, değişikliğe uğrar. Güncel tarzdaki rüyalara dönüşür. Sansür sembolizasyon yoluyla yapılır. Rüyada görülen bir obje, kendisi olarak değil bir şeyin sembolü olarak vardır. Örnek; bir ev anneyi, merdivene çıkmak veya tepeye ulaşmak cinsel ilişkiyi sembolize eder. Gizli anlam aynı zamanda deplasman (yön değiştirme-bir kişinin patronuna kızıp kapıyı çarpması) yoluyla da gizlenebilir. Rüya görenin saldırgan amacı, rüyada bilinmeyen bir yabancıya yöneltir, o saldırgan olur. Kondansasyon (yoğunlaştırma) rüyada görülen üçüncü bir süreç olur. Birkaç farklı anlamın bir rüya imajında sunulmasıdır. Serbest çağırışım yöntemiyle, görünürdeki rüyanın altında yatan gizli anlam keşfedilir. Freud’a göre rüyalar halüsinatör istek yerine getiricilerdir. Birey uyurken istekleri yerine gelir. Yeni fizyolojik çalışmalarda Freud’un bakış açısını doğrulamaktadır. Herkes rüyasında represe ettiği ve unutulmuş olduğu şeyleri görür ve rüyada, harekette azalma, dış dünyaya farkındalığında azalma artmış ve jetatif sinir sistemi aktivitesi ve rüyanın içeriğine bağlı olarak cinsel uyarım eşlik eder. Uyku esnasında yapılan EEG çalışmaları bireyi düzenli aralıklarla hızlı göz hareketleri şeklinde rüya görülen uyku yaşadığı (REM) görülmüştür. Bu safha yaklaşık olarak her gece 90 dakikada bir olmak üzere her gece birkaç kez tekrarlanır. Bir yetişkinin uykusunun % 20’sini teşkil eder. Eğer birey bu fazda uyandırılırsa rüyasını canlı bir şekilde anımsar. Eğer bu faz sonrasında uyandırılırsa rüyanın büyük kısmı unutulmuş olur. Deri direnci ve kas tonunda yapılan ölçümler REM sırasında canlılığın azaldığı ve yaygın motor parelizi (hareketlerde felç durumu) olduğu şeklindedir ve erkeklerde sıksık ereksiyon deliliğine rastlanır. Freud’un rüyalar istek getiricilerdir şeklindeki bakış açısı, bireyin çatışmaları ve bunları çözme deneyimlerine ilişkin şeklinde değişime uğramak zorundadır. Görünümdeki rüyanın anlamını anlamak, altında yatan gizli anlamı anlamaksızın da mümkün olabilir. Sembolizm, diğer insanın zihinsel işleyişleri gibi rüyalarında da çok önemli rol oynamakla birlikte, bir sembol her birinin geçmiş ve şimdiki yaşantıları ve ait olduğu kültüre göre bir çok farklı anlam taşır. Bu değişimlere rağmen Freud’un rüya kavramı yeni bir fizyolojik çalışmalarca da doğrulanmaktadır.

PSİKANALİTİK PSİKOTERAPİLER

 Psikanaliz: Freud’un hem terapi yöntemine hem de teori sistemine verilen addır. Bilinçdışını anlamak için serbest çağrışım, direnç analizi, transferans analizi terapide önem taşır. Bireyin yaşamını etkileyen bilinçdışı güçler anlaşılmaya çalışılır. Analizin amacı, bireyin kişiliğini yeniden organize etmektir. Psikanalitik terapist, öncelikle kendini analizden geçirmek zorundadır. Bu analizde terapist, kendi psikolojik yönlerini farkeder. Çocukluk yaşantılarının kişiliğine etkisini öğrenir. En çok nevroz ve karakter bozukluklarının tedavisinde yararlıdır. 45 yaşından sonra bu tedavinin uygulanması güçtür. Görüşmeler 45-60 dakika arasındadır. Haftada 4-5 gün uygulanır. Tüm tedavi 1-3 sene sürer. Esas teknik serbest çağrışımdır. Rüya analizi ve diğer teknikler yardımcıdır. Çocukluk ve geçmiş yaşantısındaki kişilerle olan tutum ve davranışlara ilişkin duygular, bu duyguların yarattığı savunmalar ve anksiyete üzerinde durulur. Rezistans (direnç), bilinçdışı materyalin bilince gelmesini engelleyen karşıt güce denir.

Ani sessizlikler, inkarlar, konuşma kesilmeleri, unutmalar, utanmalar ve güçlü duygusal tepkiler direnç belirtileridir. Direnç genellikle hastalığın transferansından kaynaklanır. Geçmişteki cezalandırıcı, eleştirici kişiyi terapiste yansıtarak terapist imajını saptırmıştır. Rezistans çeşitleri şunlardır:

a. Depresyon rezistansı  kişinin iyileşemeyeceğine olan inancından kaynaklanır.

b. Transferans rezistansı  amacı terapist hakkındaki düşünce ve duyguların açığa çıkarılmaması amacını taşır.

c. Süperego rezistansı  Hastanın bilinçdışı olarak utanç duymasıdır. Saldırgan ve cinsel duygularının ortaya çıkacağı zaman gösterir.

d. İd rezistansı  Hastanın temel duygusunda kaynaklanan davranış örüntüsünün değişmesinden duyulan, anksiyete ve korkunun ifadesidir.

e. Sekonder kazanç rezistansı 

 Transferans: Hastanın analiste olan duygusal tepkisidir. Çocuklukta oluşan, ebeveyne karşı hissedilen bilinçdışı duygusal tutumların, hastanın analistle olan ilişkisinde tekrarlanmasıdır. Terapiste karşı olan bu duygu ve tutumlar dostça, saldırganca ya da ambivalon (duygusal ikilem yaşamak – bir kişiyi aynı anda sevme ve nefret etme) olabilir. Terapist bu duygu ve davranışları objektif bir tarzla, hasta ile birlikte gözden geçirmekte ve özüne inmeye çalışmalıdır. Terapist bu durumda şaşırmamalı, bozulmamalıdır. Transferans çarpıtmaları görünce hasta, geçmiş yaşantısındaki yanlış algılamalarını anlar.

 Kontr-Transferans: Hekimin hastaya gösterdiği öfke, sabırsızlık ve küskünlük gibi olumsuz tutumlardır. Bunun nedeni, bilinçdışı duygularının hastanın etkisiyle ortaya çıkması ve terapistin bu durama tepkide bulunmasıdır. Kontr-transferans durumundaki terapist, kendi bilinçdışı duygularının ortaya çıkmasına izin vermemelidir. Bu hasta ile olan ilişkisini bozar ve terapistin başarısızlığına neden olur.

 Yorum: Terapist hastanın zihinsel işleyişini ve davranışını anlamaya çalışır. Hasta sıklıkla zihinsel işleyişinin farkında değildir. Terapist hastanın serbest çağrışımları, davranışları, yakındığı semptomlar arasında bağlantılar kurar ve yorum halinde açıklamalarda bulunur. Bu yorumlardan hasta, sosyal davranışlarının bozulmasına neden olan dinamik motivasyonlara iç görü kazanır. Bu yorumlar hastada anksiyete yaratır. İnkar, öfke, rezistans şeklinde kendini belli eder. Terapist yorumlarını hiçbir zaman empoze etmemelidir. Zorla kabul ettirmeye çalışmamalıdır.

 

Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam92
Toplam Ziyaret641973
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar6.66256.6892
Euro7.27987.3089
Hava Durumu
Saat