BÜTÜN KONULAR
Üyelik Girişi
Site Haritası
Seminer Takvimi
YALNIZLIK ÜLKESİ

Niçin grup terapisi daha etkilidir?

Slavson’a göre grup tedavisinin en temel yararlılığı, olan duygusal hoşlanımlara izin veren bir tedavi şeklidir. Diğer üyelerin etkisi duygusal boşalımı hızlandırır. Grup üyeleri birbirine destek oldukça birey kendini daha rahat açar. Daha az tedbirli davranır. Savunmalar azalır. Bireyin kendini korumak üzere olan sınırlamaları ortadan kalkar. Grup tedavisi çok kısa süre içinde bireyi sorunlarıyla yüz yüze getirir. Bireyin kendine güveninin korunmasına yardımcı olan savunmalar azalır. Arkadaşça bir grup ortamı kişinin savunucu olmasına gerek bırakmaz.

 Transaksiyon analiz grubunda her birey, yetişkin yönünü kendisini açmasına izin verdiği zaman iyileşmeye doğru gidiyor demektir. Çocuk, anne baba yönünü sadece yetişkin yön bulup tanıyabilir. Grup içinde duyguların ifadesi bastırılmış olan çocuk, anne baba yönünü rahatlatırken, yetişkin yönünün özgür kalmasına olanak verir. Artık yetişkinin görevi anne-baba-çocuk yönünü denetlemek değil, onları mantıklı bir şekilde kendi ifadesini düzenlemektir.

  Çünkü bu yön kişinin üstündeki baskıyı yaratır. Grup yaşantısının temel yararlılığı, dış dünyada insan ilişkilerini anlayabilmek için doğal bir ortam yaratmasıdır. Birey değiştirmek istediği yönlerini grup içinde dener. Böylece gerçek yaşam için prova yapmış olur. Başlangıç seanslarında baş ağrısı, iş başarısızlığı gibi semptomları hafifletme bu semptomlar üzerinde durarak değil, anne-baba-çocuk-yetişkin yönünün, bu semptomların nasıl etkilendiğinin anlaşılmasıyla mümkün olur.

 Hasta bu terapi bana çok yararlı oldu desede “terapide ne olduğu?” sorusuna cevap verememiştir. Hastanın kullandığı kelimeler niçin yaptığına, ne yaptığına ve niçin onu yapmaktan vazgeçtiğine ait ise tedavi gerçekleşmiş demektir. Burada semptomların tedavisi değil, semptomları yaratan düşüncelerin tedavisi söz konusudur. Kişi bu terminolojiyi öğrenmiş ise terapistini yanında taşıyan bir hasta gibi her sorununa çare bulacaktır. Transaksiyon analiz grubu, farklı bir gruptur. Bireye aile sırlarını kimseye vermemesi öğretilmiş olabilir. Bu açıkça anne-babanın kaydıdır. Çocuk zavallı beni oynar. Terapistin rolü kişiyi zavallı değil gerçekçi kılmaktır. Bu grupta anne-baba-yetişkin-çocuğun keşfi, gerilimden uzak gülüşmelere izin veren ortam içinde yapılabilir. Analist, bir öğretmen olarak istekli ve yetenekli olmalıdır. Grup içinde sözel ve sözsüz iletişimler eş değer düzeyde değerlendirilmelidir. Hastaya “görüyorum ki çocuk yönün incinmiş, bu neden geliyor, bunu incitenin kim olduğunu söyler misin?” denilebilir.

Ego Durumları : Berne, hastalarıyla konuşurken, aynı kişide bütün özellikleriyle bazen bir çocuğun bazen anne ve babanın bazen de bir yetişkinin rol oynadığını gözlemlemiştir. Bu değişme bireyin düz ifadesine, sözcük dağarcığına, jestlerine, duruşuna ve hatta kalbinin çarpmasına, nefesinin hızlanmasına neden olan bedensel işlevlere yansımaktadır. Her bireyin içinde üç yaşındaki çocuk hali vardır. Aynı zamanda anne-babasını da içinde taşır. Ego durumları içindeki anne-baba-çocuk durumu bireyin ilk beş yıllık yaşantısındaki en önemli güncel, dış ve iç yaşantıların beyinlerindeki kayıplarıdır. Bir de ikisinden farklı olan 3. Bir durum vardır ki buna yetişkin adı verilir. Anne-baba-yetişkin-çocuk, süper ego-ego- id gibi kavramlardan ibaret olmayıp olgusal gerçeklerdir. Transaksiyonel analiz, bireyin bireyi 3 farklı durum içinde ele alırken, onun geçmişine ve geleceğine ilişkin tahminlerde bulunabilir. Bu 3 ego durumu gerçek kişiler, gerçek kararlar ve gerçek duyguların yaşandığı geçmiş olayların verilerinin kaydedilmesi ve tekrartekrar çalınmasıyla oluşturulur. Bir kimsede ego hallerinin tanınıp açıklanmasına yapısal analiz adı verilir.

ANNE-BABA EGO DURUMU

Transaksiyonel analiz terimleriyle, anne-baba bireyin çocukluğundaki gerçek anne-babanın veya anne-baba yerine geçen kişilerin bir çeşit kopyası gibidir. Bu ego hali anne-baba figürlerinden edinilen ön yargı, değer ve ahlak kurallarından oluşmuştur. Anne-baba bireyin yaşamını, bireyin ilk beş yıllık dönemi içerisinde aldığına, sorgulanmaksızın kaydedilen veya bireye zorla kabul ettirilen dış olayların beyindeki kayıplarının birikiminden oluşur. Bireyin okula gitmeden önceki yaşamını kapsar. Anne-baba olarak kaydedilen her şey eleştirilmeden doğru olarak kabul edilir. Çünkü bu dönemde çocukta düşünme fazla gelişmemiştir. Çocuk bağımlıdır. Sözcüklerle anlam oluşturmada yetersizdir.

Onun için bireyi değiştirmek, doğrulamak veya açıklamak imkansızdır. Eğer anne-baba saldırgan kişilerse, çocuk saldırganlığı içrerleştirir. Her bireyin anne baba yönü kendine özgüdür. Anne-babaya ait veriler içe alınmış ve açık bir şekilde düzenlenmeksizin kaydedilmiştir. Bunlar çocuğun ilk dönem yaşantılarında anne-babasının ses tonuna, yüz ifadesine, kucaklayıp kucaklamamasına bakılmasıyla; sözden anladığı dönemde ise anne-babası tarafından benimsenen kural ve düzenlemelere dikkat edilmesi ile edinmişlerdir. Bu kayıtlar komşu teyzenin kıymetli vazosu kırıldığı zaman annesinin yüzünde beliren öfke ve üzüntüden uğradığı yapma bombardımanlarından ve yeni yürümeye başladığı zamanlarda başlayan binlerce hayırdan işarettir. Aynı şekilde mesut annenin tatlı hoşnutluğu, gururlu babanın yandan bakışları da anne-baba içerisinde kaydedilir. Çocuk büyüdükçe daha karmaşık bilgiler gelmeye başlar. Örnek; unutma oğlum, dünyanın neresine gidersen git, en iyi insanlar gerçek iman edenlerdir veya asla yalan söyleme, borcunu öde, israf günahtır. Hiç kimseye güvenme, sana yapılmasını istemediğin şeyi başkasına yapma gibi ...

Tüm bunlar çocuğun zihninde yasa olarak kaydedilir. Bu kuralları güvendiği kişilerden elde edindiğinden doğru olarak kaydedilir. Bu kayıtlar hiçbir zaman değişmez. Birey bunları istese de yok edemez. Bazen yumuşak olsalar da çoğunlukla kısıtlayıcıdırlar. Bireyin ailesi içinde yaşadığı, çevre ve guruplardan edindiği yaşamını sürdürmeye yarayan temel veriler yığınını, kati şekilde içrerleştirirler. Fiziksel anne-baba olmazsa çocuk ölür. İçrerleştirilen anne-baba, tehlikeli yaşantılar karşısında çocuğa yön gösterir. Bıçakla oynanmaz sözü anne-babada kaydedilir. Bu yaşta çocuk henüz tehlikeyi kavrayabilecek bilgi düzeyine sahip değildir. Bu nedenle anne-baba emirleri, fiziksel ve sosyal olarak yaşamı sürdürebilmek için çok gerekli olan yardımlardır. Anne-babanın bir diğer özelliği de tutarsız olmasıdır. Bir konuda uyarıda bulunur, fakat kendisi tersini yapar. Örnek; yalan söyleme der kendisi söyler, sigara içmek zararlıdır der kendisi içer, dine uymak gereklidir der kendisi uymaz ...

Çocuk bu tutarsızlığın soruşturulması gerektiğinden emin değildir. Bu yüzden kafası karışır. Bu nedenle kayıt etmeyerek kendini savunur. Anne-baba kayıtları sterofonik ses kayıtlarına benzetilir. Eğer iki ses uyum içindeyse birlikte güzel bir etki yaratırlar. Eğer uyum halinde değilseler kayıt bir kenara konulur ve çok az çalınır. Eğer anne-baba birbirleriyle uyuşmazlarsa, anne iyi bir anne, baba kötü bir baba veya tam tersi olabilir. Bu durumda ortaya konan yargılar sıkıntı yaratır. Daha aşırı bir şekilde ise tümden dışlanarak hiçbir değer yargısı kaydedilmez. Anne-babanın birinden elde edilen veriler depolanmış olabilir fakat buna karşıt olan diğer ebeveyne ait materyaller de bulunur. Bu durumda çocuk anksiyete yaşar. Sonuç olarak anne-baba ego durumu zayıftır ve az yer işgal eder. + * - 1 = -‘dir. + ne kadar fazla, - ne kadar az olursa olsun sonuç –‘dir.

Anne-babadan biri ne kadar iyi olursa olsun diğeri kötü olduğunda, sonuç her zaman zayıf bir bütünlüğe ulaşamamış anne-baba ego durumudur. Bu durumdaki birey yaşamı boyunca ambivalon, uyumsuz ve çaresiz olacaktır. Anne-baba kayıtlarını kullanma özgürlüğüne sahip olamayacaktır. Anne-baba verilerinin pek çoğu gündelik yaşamda nasıl kategorisi içinde yer alır. Örnek; yatak nasıl yapılır, çorba nasıl yapılır ... Nasıl kategorisi, anne-babanın gözlemi yoluyla elde edilir. Çocuk bilinçlendiği zaman bu nasılları sorgular hale gelir. Erken öğrenimi çok yoğun ve katı bir şekilde yapılmış olan çocuklar ileriki yaşamlarında eski öğrendikleri yolları değiştirme girişiminde bulunmazlar. Onları yararlı oldukları için değil şartlandıkları için kabul ederler. Böylelikle kompülsiyonlar (içinden yapmak geliyor ama mantığı yok) oluşur.

Anne-baba bildirileri şu tür emir ifadeleri ile kuvvetlendirilir: Asla, her zaman, hiçbir zaman, mutlaka ... Anne-babanın can sıkıcı ya da işe yarar olması yetişkin tarafından şimdiki koşullara uygulanması veya güncelleştirilmesi ile ilgilidir. Anne-baba verileri anne-baba dışında komşular, akrabalar ve TV tarafından verilir. Eğer 3 yaşındaki bir çocuk televizyonda şiddet programları seyrederse şiddet, anne-baba verisi olarak kaydedilir. Yapılan araştırmalar göstermiştir ki saldırgan film isteyen çocuklar bu filmin arkasından arkadaşlarıyla oynadıklarında saldırgan tutum içermektedirler.

 

 

ÇOCUK EGO HALİ

 Transaksiyonel analistler çocuk ego durumunun, yaşamın ilk 8 yılını kapsadığını söylemişlerdir. Onlara göre çocuktaki davranışlar aynı biçimde korunmaktadır. Çocuğun oturuşu, kalkışı, algıladıkları, yürüyüşü, düşünceleri, konuşmaları ve duyguları çocuk ego durumu içinde korunur. Çocuk halindeki bireyin kendini kontrol gücü çok azdır. Davranışları impulsiftir (düşünmeden, rasgele). Diğer insanların düşünce ve davranışlarını analiz etmez. Onların yüz ifadelerine göre tepki gösterir. Çocuk ego halini sıklıkla kullanan bir yetişkin sorumluluk gerektiren durumların üstesinden gelmede güçlük çeker. Çoğunlukla mantıksız, gerçeğe uygun olmayan, kendini güç durumda bırakan davranışlar gösterir. Çocuk ego hali için kendi kendinden gerçekten hoşlanan ego halidir. Bireyin en iyi kısmı olarak bahsedilir. Çocuk işittiği, gördüğü şeylere verdiği tepkileri içrer olarak kaydeder. İşte bu çocuk ego halini oluşturur. Çoğunlukla dış olaylar karşısında çocuğun verdiği içrer yanıtların (duyguların kaydı doğum ile ilk 3 yaş arasında yapılır.) kaydı yapılır. Küçük çocuk ilk yaşantılarında konuşamadığı için duyguları ile eleştirir. Emerson acı bir bakışın çocuk tarafından nasıl değerlendirildiğinin bilinmesi gerektiğini söyler. Bu bakış ona kendi kendisine ilişkin olumsuz duygular verir. Çocuk bundan çok etkilenir. Kendini yardımsız hissettiği böyle zamanlarda, kendisinden çok fazla şey istendiğini hisseder. Çocuk bir yandan araştırma, öğrenme, vurup kırma, duygularını ifade etme, hareket ve keşfetme gereksinimini duymaktadır. Diğer yandan çevrenin, özellikle anne- babanın yoğun istekleri vardır. Çocuk anne-babanın onayı için bu temel duyumlardan vazgeçme durumunda kalmaktadır. Pahalıya mal olan bu olay ise ortaya çıktığı kadar çabuk kaybolup gitmektedir. Sonuç hayal kırıklığıdır. Yani eğitim süreci rüstürasyonlarıdır (hayal kırıklığı, engellenme). Bu duygulara dayanarak küçük çocuğun ilk verdiği sonuç ben haksızımdır. Bu sonuç ve bunu pekiştiren duygusal yaşantılar, beyinde kalıcı olarak kaydedilir. Bu kayıplar çok fazla ise kişi yetişkinliğinde çok çabuk deprese olur. İyi anne-babaya sahip çocuk haksız olma sorumluluğunu taşır. Anne-babası zülüm eden çocuk içinse bu ağır yükü taşımak çok güçtür. Günümüzde bize çocukluğu hatırlatan bir çok durum olur ve biz aynı duyguları yeniden hissetmeye başlarız. İsteklerimiz engellendiğinde kendimizi köşeye sıkışmış hissettiğimizde çocuklaşırız. Bu engellenmiş çocuk pozisyonunu yeniden oynama ve orijinal rüstürasyon duygularını yeniden yaşama durumudur. Bu olumsuz yaşantılar kadar bu olumlu yaşantılar da çocuk ego hali içinde korunur. Yaratıcılık, merak, bilmek, keşfetmek isteği, dokunma-hissetme dürtüsü, çocukluktaki duygusal yaşantıların kayıplarıdır. Çocuk içerisinde sayısız olarak ne kadar güzel yaşantı kaydedilmiştir. Bunlar küçük çocuğun ilk yaşantılarıdır. Örneğin, ilk bahçe hortumundan su içme, kedi yavrusuyla ilk oynayış, annenin kucağına çıkma görülür.

 Bu memnun olma yaşantılarının duyguları da kaydedilir. Yapılan gözlemler haksız olma yaşantılarının, onaylanma yaşantılarına kıyasla daha ağır bastığını göstermektedir. Herkesin bir haksız çocuk yönünü kabul etmek doğru olacaktır. Anne-baba ve çocuk sadece yaşamın ilk 5 yılı içindeki yaşantıları da içermektedir. İnanılan şudur ki çocuğun okula gitmesine kadar olan zaman içinde hemenhemen anne babanın bütün tutumları ve öğütleri kaydedilmiş olur. Bundan sonra ortaya çıkanlar doğal olanların pekiştirilmesine yarar. Berne, çocuk ego durumunu idden farklı olarak dış dünyaya ilişkiyi de kapsadığını söyler. Çocuk ego hali bilinçdışı değil bir bilinçtir ve kolaylıkla gözlenebilen bir olgudur.

YETİŞKİN EGO HALİ

 

 Yetişkin ego hali yavaşyavaş gelişen bir yapıdır. Birey çevre ile tanıştıkça, çevreyi olduğu kadar kendi davranışlarını da kontrol ederek zihinde bir gerçeklik anlayışı oluşturur. Bu kişiliğin bir çeşit bilgisayarı, karar veren öngörüde bulunan bir mantıksal veri işlemcisi, kişiliğin duygusal olmayan yönüdür. Yetişkin ego halindeki bir kişinin duyguları yoktur. Fakat çocuk anne-babanın duygularını gerçekçi olarak değerlendirir. Çocuk 10 ay civarında hareket edebilmeye başladığı zaman yetişkin de gelişmeye başlar. Yetişkinin anne-baba tarafından öğretilen yaşam kavramlarıyla çocuğun içinde hissettiği, hissedilen yaşam kavramlarından farklı düşünen yaşam kavramıdır. Yetişkinin sağladığı hareket edebilirlik, bireye sıkıntılı zamanlarında güvence verir. Hareket anksiyeteden kurtulma yollarından biridir. Bunun için spor yapanlar ruhsal olarak sağlıklı olurlar. Yetişkin, çocukluk yıllarında henüz deneme niteliğinde işlev görür.

 Çocuk ego durumundan çekinir. Anne-baba ego durumundan korkar. Yetişkin ego durumu olgunlaştıkça engelleri aşmayı öğrenir. Yetişkin uyaranları bilgi kümelerini çeviriri. Bunlar üzerinde işlem yapar ve depolar. Anne-baba verilerinin geçerliliğini soruşturur. Bu güne uygulanıp uygulanamayacağına ilişkin karar verir, benimser ya da reddeder. Çocuktan gelen duygu verilerini de kontrol eder. Zaman ve yere uygun duygu çıkışları sağlar. Çocuğun içerisindeki ben haksızım, hatalıyım kayıtlarını, yaratıcısı olan anne-baba verilerinin yetişkin soruşturması yoluyla silinemeyeceğinin vurgulanması gereken bir konudur. Stres altındaki yetişkin duyguların uygunsuz biçimde kendini göstermesine izin verecek kadar zayıflar. Nevrotiklerde mantık dışı, yetişkinle uyuşmayan belirtiler görülür. Yetişkinin zayıf olması olumsuz çocuk yaşantılarının açığa çıkmasına neden olur. Bu regresif (geriye dönme) durumları yaratır. Birey kendini yeniden zayıf, yardımsız bağımlı bir çocuk gibi hisseder. Düşünce engellenir. Psikiyatrik yardım olarak bireye anne-babasına benzer bir ilgi ve bakım gösterilmemelidir. Bu bireyin içinde yardımsız çocuğa destek olurken, yetişkinin idare edici işlevlerinin açığa çıkmasını, yeniden idareyi ele almasını geciktirir. İdeal bir hastane, çocuk için rahat bir motel, bir oyun sahası olabilen yetişkinin başarısını sağlamak için aktiviteler yaratan bir yerdir. Hemşireler üniforma giymemekte, hastalara anne-baba gibi hizmet etmemektedir. Sokaktaki biri gibi giyinmeli, her birinin kendi yetişkin, anne-baba ve çocuk kimliğini tanımasına yardımcı olacak şekilde olmalıdır.

ı=��a�?����. Yani onun kişiliğidir. Adler güç ve prestij elde etme güdülerini nevrozların kültürel belirleyicilerine vurgu yapmış ve tedavi için yeniden eğitici tedaviyi önermiştir.

 

  Cinsiyet Adler’e göre sadece güçlülük, üstünlük savaşında bir vasıta rolünü oynar. Cinsellik egemenlik arzusunun gerçekleşmesine yardım eden bir güçtür. Cinsiyet ile ilgili haz, egemenlik duygusunun eseridir. Adler’e göre insan toplumsal bir varlıktır. Diğer insanlarla ilişki kurma ihtiyacındadır ve kendisinden çok topluma yönelik bir yaşam biçimi geliştirmiştir.

  Adler, topluma yönelmenin doğuştan varolduğunu ve toplumun insanı ilişki biçimi bakımından belirlemede etkili olduğunu savunmuştur. Adler’in en büyük katkısı, davranışın toplumsal belirleyicilerine önem vermesidir. Yaratıcılık, benlik kavramını ortaya atmıştır. Freud’un ego kavramına karşı Adler, benliği yorumlama yeteneğine sahip organizmaya anlamlı bir hayat sağlamaya çalışan özel bir dizgi olarak tanımlamıştır. Benlik kişinin yaşamına, doyumunu sağlayacak yaşantıları arar. Bunları bulmazsa yaratmaya çalışır. Benlik, kişisel olayları organizmaya yorumlayarak aktarır. Organizmanın gereksinimlerini karşılayacak olanakları yaratır ve kendine özgü yaşam tarzına yardımcı olur. Yaratıcı ben öznel bir sistemdir. Adler’e göre kişiliğin merkezi bilinçtir. İnsan bilinçli bir varlıktır ve genellikle davranışlarının nedenlerini, amaçlarının neler olduğunun bilincindedir. Adler, önce normal dışı psikoloji alanında bir kuram geliştirmiştir. Sonra normal kişiliği incelemiştir.

 

Nevrozların temelinde organ farklılığının yattığını söyler. Bu farklılığı tedavi için gösterilen çabalar, nevroz sendromlarını (semptomlar bütünü) oluşturur. Analizde esas üstünde durulacak nokta, telafi mekanizmalarıdır (Kompensatuar). Adler’e göre insanı geçmiş yaşantılarından çok, geleceğe yönelik beklentileri güdüler. Bu amaçlar insanın yaşadığı anda, yerde varolan istek ve ülkülerdir.

  Adler’e göre düşünsel amaçlar, psikolojik olguların, öznel nedenleridir. Varılmak istenen amaç, gerçekleşme olanağı bulamazsa bile bireyin davranışlarını açıklamakta, tek neden olmaktadır. Adler, güç ve kuvvet için bilinçlenme olgusundan söz eder. Büyüklük hırsı bireyin davranışlarını güdüler. Aşağılık duygusu ve bunu giderme isteği ise ruhsal gelişmenin devamlı bir kamçısıdır. Bireyin yaşantısının çeşitli dönemlerinde aşağılık duygusu reaksiyonları görülebilir (Ergenlik).

  Adler, organ eksikliği kavramını değiştirerek bu kavramın içine, bedensel etkinliklerin yanı sıra, psikolojik ve toplumsal yetersizlikleri ele almıştır. Adler"e göre dişilik ve erkeklik arasında çatışma vardır. Bunun temelinde hükmetme arzusu yatar. Bebek doğuşunda güçsüz ve zayıftır. Kendisini büyüten yetişkinliklere karşı aşağılık duygusuna kapılır. Zamanı gelince bu duygusunu yenip bağımsızlığını kazanır. Aşağılık duyguları gereklidir, normaldir, insanın gelişimi için önemlidir. Yaşam biçimi kişiliğin işleyişindeki esas ilkeler sistemi, parçaları kontrol eden bir bütünlük özelliğini taşır. Yaşam biçimi 4-5 yaşlarında oluşur ve sonraki yaşam bu biçime uygun olarak sürer. Yaşam biçimi belirli bir eksikliğin ödünlenmesidir. Adler’e göre kişilik kalıtım ve yaşantılardan yaratılır. Yaratıcı ben dünya gerçeklerinin nesnel, dinamik, bileşik kişisel ve kendine özgü biçimi olan, kişiliğe dönüştüren bir mayadır. Yaşama anlam verir, yaşam amacını ve bu amaca ulaşım yolları yaratır.

  Kişi dışa açıktır. Dıştan gelen etmenlere kendi karar gücüyle karşı koyar. Karar gücü bireyin içinde bulunduğu ortama göre biçimlenir. İnsanı iten güç, libido gibi zevke, sekse dönük bir güç değildir. Bu belki kanallayıcı bir çabadır. İnsanların yaratıcı güçlerinin etkinliği topluma bağlıdır. Her şeyin bir nedeni olması ilkesinden çok, her şeyin bir amacı olduğu ilkesine dayanır. Bu amaç kişinin kendini gerçekleştirmesine neden olur. Her davranış bireyin kendi eksikliklerini tamamlaması yönünde bir çabadır. Azınlık toplumlarında aşağılık duygusu açıkça görülür. 

 

Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam35
Toplam Ziyaret641815
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar6.56506.5913
Euro7.20567.2345
Hava Durumu
Saat