BÜTÜN KONULAR
Üyelik Girişi
Site Haritası
Seminer Takvimi
YALNIZLIK ÜLKESİ

Beyne Nota Neşteri

Müzikle tedavi ve müzik terapisi psikiyatri temelli hastalıklarda 1950’lerden bu yana etkin olarak kullanılıyor. 1997’de ABD, tedavi biçimini bir bilim dalı olarak kabul etti. Türkiye, müzikle tedavinin henüz farkında değil. Oysa Farabi, Razi, İbn-i Sina ve Gevrekzade Hasan Efendi gibi Türk âlimleri bu alanda çok önemli çalışmalara imza atmışlardı.

 

Felsefe, tıp, astronomi, matematik, musiki gibi on yedi ayrı bilim dalında eserler veren İslam âlimi Yakup El Kindi’nin tüccar komşusunun oğlu birdenbire hastalanır. Yemeden içmeden kesilir. Hastalık, tüccarın işlerini sekteye uğratır; çünkü her işi oğlu yönetmektedir. Hastalığa çare bulunamaz. Bir arkadaşı tüccara, bu hastalığı ancak Kindi’nin tedavi edebileceğini söyler. Tüccar, komşusu Kindi’yi bilmektedir ama şimdiye kadar sürekli aleyhinde konuşmuştur. Yine de aracı vasıtasıyla ondan yardım ister, Kindi de kabul eder. Hastanın nabzını kontrol ettikten sonra musikide hünerli öğrencilerinden birkaçını çağırır. Onlara ne çalmaları gerektiğini söyler ve sürekli o musikiyi icra etmelerini ister. Dakikalar geçtikçe nabzı kuvvetlenen ve nefesi canlanan hasta bir süre sonra kımıldamaya, oturmaya ve konuşmaya başlar. Kindi, tüccara, “Oğluna ne sormak istiyorsan sor?” der. Sorular sorulup cevaplar alındıktan sonra hasta yeniden eski haline döner. Baba müzisyenlerin devam etmesini isteyince Kindi, “Hasta son gayretini gösterdi. Fazlasına imkan yok; çünkü ömrü tamamdır.” diye konuşur.

 

9. yüzyılda meydana gelen bu olay, bitkisel hayattaki bir kişiyi bile musikinin nasıl etkilediğini göstermesi bakımından son derece önemli. Aslında, insanlık müzikteki şifa kaynağının başından beri farkında. Eski Yunan, Roma, Çin ve Mısır’da müziğin tedavi edici özelliğinden faydalanılıyor. Bugün de başta ABD ve Avrupa olmak üzere dünyanın birçok yerinde psikiyatrik hastalıkların tedavisinde müzikten yararlanılmakta. Türkiye’de henüz kurumsallaşamayan konu daha ziyade bireysel faaliyetlerle gündeme geliyor. Ayhan Songar ve Oruç Güvenç gibi isimlerin ön plana çıktığı bu alanda bayrak şimdi psikiyatri uzmanı Dr. Adnan Çoban’da.

 

Adnan Çoban’a göre, Türkiye’de müzikle tedavide batının çok gerisinde kalınmasının sebebi konunun reddi değil, fark edilmemesi. Çalışmaların bireysel düzeyde kalmasının sebebi de bu zaten. Bunun örneğini bizzat yaşayan Çoban, “1997’de müzikterapi eğitimi için yurtdışına gitmek istedim. Elimden tutup da gönderecek hocam olmadı.” diyor. Günümüzde psikiyatrik rahatsızlıklar ‘biyopsikososyal’ çerçevede değerlendiriliyor. Yani hastalığın biyolojik, psikolojik ve sosyal açılardan tedavisi öngörülüyor. Buna kapsayıcı model deniyor. Dr. Çoban müzik terapisinin söz konusu kapsayıcı tedavi yaklaşımına en uygun yöntem olduğunu söylüyor.

 

Adnan Çoban, klasik Türk müziği ile tıp öğrencisiyken uğraşmaya başlar. Prof. Dr. Ayhan Songar’ın İstanbul Çapa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı bünyesinde kurduğu Etnomüzikoloji Merkezi’nde müzikle terapi faaliyetlerini izler. İstanbul Üniversitesi Korosu’nda şef yardımcılığına kadar yükselir. Tıp mezuniyeti sonrasında birçok uzmanlık alanında asistanlık yapar. Sonunda ideali olan ortopediyi kazanır. Ancak, kendisi hem müzikle irtibatını sürdürmek istediği hem de müzikle tedaviye ilgi uyduğu için 1997’de psikiyatriyi tercih eder. O yıl Ayhan Songar vefat eder. İlk iş olarak Songar’ın Etnomüzikoloji Merkezi’nin yolunu tuttuğunda burasının halen bilemediği bir sebeple kapatıldığını öğrenir.

 

İyi bir udi olan, TRT’de bir dönem ses sanatçılığı yapan ve kurduğu Türk Tedavi Musikisi Uygulama ve Araştırma Grubu’nun (TÜTEM) müzikle tedavi faaliyetlerinde yer alan Çoban’ın çok sayıda projesi var. Bunlardan biri 2005 sonunda hizmete açmayı düşündükleri ve içinde müzik, sanat ve meşguliyet tedavisinin uygulandığı psikiyatri hastanesi. Kurum, müzikle ve sanatla tedavi biriminin bulunduğu Türkiye’nin ilk hastanesi olacak. Çoban bir konunun altını özellikle çiziyor. Salt müzikten şifa ummak gerçekçi değil. Müzik etkili ancak yardımcı bir tedavi yöntemi.

 

Batı dünyası da 20. yüzyılın ortalarında keşfettiği müzikle tedavi ya da terapiyi, alternatif tedavi yöntemi değil, geleneksel tıbba uygun ve kuralları kendine has bilimsel bir tedavi yöntemi olarak kabul ediyor. İkinci Dünya Savaşı’nda yaralanan askerlerin terapisinde müzikten yararlanılır ilk olarak. Ardından, 1947’de ABD’nin Michigan Devlet Hastanesi’nde müziğin tedavi programına alınır. Böylece bu konuda araştırmalar hızlanır. Depresyon, şizofreni, zeka geriliği, alkol ve madde bağımlığı ile mücadelede müzik tedavi yöntemine başvurulur. Yeni teknik ve pratik uygulama biçimleri geliştirilir. Amerikan Müzikterapi Birliği 1997’de bir tanımlama yaparak son noktayı koyar: “Müzikterapi, bazı duyulan bireylerin fiziksel, psikolojik, sosyal ve zihinsel ihtiyaçlarını karşılamada müziği ve müzik aktivitelerini kullanan uzmanlık dalıdır.”

 

Bugün Batı’da hastane, klinik, gündüz bakımevi, okul, madde bağımlılığı merkezi gibi yerlerde 5 binden fazla uzman, müzik terapisi uyguluyor. Şüphesiz, bunda etkili olan temel faktör son yıllarda müzik ve beyin araştırmalarında elde edilen veriler. Müziğin, özellikle serotonin, norepinefrin, dopamin, melatonin, kortizol, adrenalin, testosteron gibi psikiyatrik hastalıkların oluşumunda etkili hormonlara; kan basıncı, solunum ritmi, solunum kalitesi, nabız sayısı gibi fizyolojik olaylara olumlu etki yaptığı biliniyor artık.

 

Müzikle tedaviyi Batı bizden öğrendi

 

Müslüman Türk âlimlerinin, daha önceki yüzyıllarda müzikle tedaviyi araştırdığını, kullandığını ve üzerine kitaplar yazdığını belirten Dr. Çoban, “9. yüzyılda Farabi ve Razi, 10. yüzyılda İbni Sina, 17. yüzyılda Hasan Şuuri ve Gevrekzade Hasan Efendi gibi bilim adamları, yaşadıkları dönemin bilimsel metotlarını kullanarak araştırmalar, tıbbi ve klinik gözlemler yapmışlar, sonuçlarını kitaplar halinde yayımlamışlardır.” diye konuşuyor. Batılı tarihçi Kraft Ebing’in, Batı’nın müzikle tedaviyi Türklerden öğrendiğini açıkça belirtmesi, bugün Batı’daki birçok psikiyatri kliniğinde Orta Asya kökenli ‘pentatonik’ müzik türü ve klasik Türk musikisinin tedavi ve terapide ciddi bir rol oynaması, Dr. Çoban’ın görüşlerini destekliyor.

 

Müzikle tedavide bize çok değerli bilgilerin miras bırakıldığını vurgulayan Adnan Çoban, “Bu bilgileri, günümüz anlayışı içinde yeniden gözden geçirmek zorundayız. Aksi takdirde, geçmişiyle övünüp bir şeyler üretemeyen mirasyedilerden bir farkımız kalmaz. Bugünün Türk hekimlerine, müzikle tedavi konusunda büyük sorumluluklar düşüyor.” diyor. Müzikle tedaviye bilimsel bir çerçeve kazandırmayı amaçlayan Psikiyatri Çoban, araştırmaları sonucunda belirlediği Avusturya’daki Viyana Üniversitesi’nde faaliyet gösteren Entomüzikoterapi Enstitüsü ile temasa geçer. Enstitü’den Dr. Gerhard Tuçek’ten bilimsel destek ister. Klasik Türk Muziği makamları ile Orta Asya müziğini kullanan; ama tamamen bilimsel metodolojiye uygun çalışan Tuçek’in İslam dinine geçerek Kadir ismini aldığını öğrenir. 1990’ların başında kurulan enstitü, müzikle tedavide dünya çapındaki merkezlerdendir. Tuçek’e göre, müzikle tedavi nöroloji, kardiyoloji, onkoloji ve psikiyatri gibi klinik alanların vazgeçilmez bir parçasıdır ve özürlü insanlarla ilgili çalışma alanlarında da önemli bir yere sahiptir.

 

Müziğin biyolojik etkisi de var

 

Psikiyatrik hastalıkların temelinde mutlaka biyolojik bir altyapı söz konusu. Örneğin depresyon türlerinde beyindeki mutluluk kimyasalları azalıyor. Bu hastalığın ortaya çıkışında aşırı mükemmeliyetçilik, titizlik ve olayları çok fazla kafaya takma gibi psikolojik faktörler önemli rol oynuyor. İşsizlik, okulun iyi gitmemesi, arkadaşından ayrılma ve birinin kaybedilmesi gibi sosyal etkenler de hastalığı tetikliyor. Adnan Çoban, “Bu neticelerin hepsini dikkate almamız gerekiyor. Biri ihmal edilirse tedavi eksik kalır. Bu mantıkla yaklaşılıdığında müziğin üç alana da etki edebilen pratik ve her alana uyarlanabilen çok güçlü bir tedavi edici araç olduğunu görürüz.” diyor.

 

Şüphesiz, hastalığa yol açan biyolojik faktörlerin tedavisinde ilaç olmazsa olmaz bir araç. Acaba müzik burada nasıl bir rol üstleniyor? Çoban’a göre, sadece ilaçla hastaların yüzde 60’ı tedavi edilebiliyor. Bu durumda ilaç tedavisindeki başarıyı artırıcı diğer yöntemler gündeme geliyor. Bilimsel çalışmalarda uygun müziklerin, birçok depresyon vakasında artan stres hormonlarını azalttığı; ayrıca beyindeki oksijenlenme ile kanlanmayı etkilediği ortaya konuyor. Türk müziğinde de rast gibi makamlara denk gelen majör makamların, beynin sol ön bölgesini uyararak mutluluk duygusunu artırdığını ve depresyon hastalarındaki mutsuzluğun ortadan kalkmasında rol oynadığını gösteren araştırmalar var. Yine hızlı ritm ve tempoların beynin sol ön bölgesini uyararak mutluluk duygusunu uyandırdığı biliniyor. Dr. Çoban, “Demek ki uygun melodiler dinletildiğinde depresyonun biyolojik tedavisine katkı sağlanıyor.” diyor. Peki uygun müzik nasıl belirlenecek? Bu konuda doğum yeri, yaşanılan yer, yapılan iş, inanç, kültür ve eğitim düzeyi gibi pek çok faktöre bakılıyor. Adnan Çoban’ın uygun müziği belirlemede, belki de dünyada ilk defa denenecek bir projesi var. Kişilerin ‘beyin haritaları’nı çıkararak uygun müziği bulmak: “Beyin saniyede 8 ile 12 ritm elektriksel uyarı verir. Bu istirahat halindeki uyarıdır. 13’ün üstü hızlı ritmdir. Buna beta ritmi diyoruz. Beta ritmiyle yani 13 üzeri ritmle çalışan beyinde aşırı stres yüzünden fonksiyonlarda kayıp ortaya çıkıyor. Dinletilen müzik eğer beta ritmini alfa ritmine yani normal ritme döndürüyorsa o uygun müzik olacaktır. Uygun müzik, beyin ritmini normalleştirecektir.”

 

Müzikle tedavi biyolojik etkinin yanı sıra psikolojik etki de yapıyor hastalara. Depresyonda benliği zayıflayan, kendini işe yaramaz hisseden hastalar, müzik terapisiyle tersi duygulara kavuşuyor. Hastaların grup içindeki iletişimleri artıyor, yeni ortamlar buldukları için sosyal açıdan rahatlıyorlar.

Müzikle tedavinin otist çocuklara biyolojik etkisi henüz belirlenmiş değil. Daha ziyade psikolojik ve sosyal açılardan fayda sağlıyor. İçe dönüklükleri açısından otistik belirtiler gösteren şizofreni hastalığında müziğin etkisini Adnan Çoban bizzat test ediyor. Şizofreni hastalarından kurduğu Türk musikisi korosuyla konserler veren Çoban, koro faaliyetinden önce iki büklüm duran ve sürekli yere bakan bir hastanın 400 kişiye konser verir hale gelmesini müthiş bir gelişme olarak niteliyor. Müzikle tedavinin hiperaktif çocuklarda hem biyolojik hem de psikolojik ve sosyal etkileri görülüyor; çünkü bu çocukların beyinlerinin ön bölgesinde oksijenlenme ve kanlanma bozukluğu uygun müzikle normale dönüyor.

MÜZiKLE TEDAViYE BiLiMSEL DESTEK

İnsan beyninde müziğitakdir yeteneği var

Enerjinin biçimleri vardır. Isı, ışık, ses, madde ve sanal gerçeklik, ruhsal gerçeklik. Görmediğimiz ama hissettiğimiz bazen de hissedemediğimiz enerji bantları kendi dalga boyu penceresinden beynimize girer. İlgili duyu organı tarafından elektrik enerjisine dönüştürülür. İnsan beyninde ‘müziği takdir yeteneği’ olduğu, bebekler üzerinde yapılan deneylerle doğrulanmıştır. Müziği, beyinde mutluluk, neşe, elem, öfke, nefret gibi alanları tetikleyen bir enerji bandı olarak tanımlamak doğru olur. Beyin haritalama tekniği (PET) çalışmalarında ses, ritim, melodi, vurgu ve armoninin beynin sağ yarımküresinde; frekans ve ses şiddetindeki değişmelerle birlikte müzikle ilgili düşünce kalıplarının ise beynin sol yarımküresinde kaydedildiğini gösteriyor. Diğer taraftan korku, öfke, keyif gibi etkiler duygusal bellek ve düzenleyici olan limbik sisteme işleniyor. Müzikle çok ilgilenenlerin beyninin orta kısmında köprü görevini gören ‘corpus callesum’ bölgesinin fazla genişlemiş olduğu ifade ediliyor. Müzikte duygularını harekete geçirenler, limbik sistemi konuştururlar. Müzikte düşüncelerini harekete geçirenler, öğrenirken müziksel unsurları kullanarak, sol beyinlerini de işe katar. Müzik kulağı olanlar öncelikle sağ beyinlerini iyi kullanır.

 

Farabi, müzikle tedaviyi belgelemiştir

 

Her sanatta olduğu gibi Türk Musikisi’nde de bilginler, bestekarlar, şairler ve hayata kavuşan eserleri icra edenler vardır. Bunlar musikinin ‘ruhun gıdası’ anlayışıyla kullanılışının gereğidir. Toplumlarda ilkel devirlerden, uygarlığın üst düzeye geldiği tarihi süreçlere kadar musikinin insan sağlığı üzerindeki etkileri incelenmiştir ve hâlâ da incelenmektedir. Bu merak, müzikle tedavi konusunu hayata geçirmiştir. Türk toplumunda bu tür çalışmalar Farabi’nin eserlerinde belgelenmiştir. Yine Türk musikisinde makamların etkisine dayanarak daha çok ruhî hastalıkların tedavi edildiğini gözlemlemekteyiz.

 

İTÜ’de 24 yıl müzikle tedaviyi anlattım

 

Tıbbiyedeki ‘Tıp Tarihi ve Deontoloji’ hocamız Prof. Dr. Süheyl Ünver’i rahmetle anarak, ‘müzikle tedavi’ konusunda verdiği bilgileri şükranla içimde taşıdım ve ilgimi sürdürdüm. Yirmi dört senedir, İTÜ Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı’ndaki derslerimde bu konuyu öğrencilerime gerektiği kadar anlatmaya çalıştım. Ayrıca bazı mezunlarımıza, yüksek lisans aşamasında tez konusu olarak verdim.

Emin Akdağ - aksiyon haftalık haber dergisi, Sayı: 551 - 27.06.2005

 

 

Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam45
Toplam Ziyaret65926878
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar6.98237.0103
Euro8.26608.2991
Hava Durumu
Saat